Adalarda Son Tango

2 Görüntüleme
5 Dak. Okuma

“Yaşamak, ölmek, fısıltılar, korkular, çığlıklar, annem… ve ağrı kesici ilaçlar.” Kendime bugün bu karanlık kelimelerin dilime değmeyeceğine dair sıkı sıkıya tembih ettim. Önümdeki bir haftayı son bir nefes gibi içime çekecektim. Takvimin yapraklarına, hayata ve içimdeki umuda sıkı sıkıya sarıldım. Sanki o kaçınılmaz gün hiç gelmeyecek, ben hiç ölmeyecekmişim gibi.

Denizin o tuzlu, keskin kokusu ciğerlerime doldukça garip bir huzur buluyordum. Sanki yarınlar, kötü günler, dost kayıpları hiç yaşanmamış gibi yeniden doğuyordum. Kadıköy vapuruna yetişmem lazımdı; bu defa daha hızlı olmalıydım. Aceleyle iskeleye yürürken, zihnimde bir an beliriverdi: Anneannemi kaybettiğim o gün. Daha on iki yaşındaydım. Onun gül kokusu sanki şimdi yanı başımdaydı. Her bayram öncesi arefede, mahallenin kızlarıyla şeker toplarken o güzel kadının eli açık cömertliği aklıma geldi. Evinde ne varsa bize verir, poşetlerimizi tıka basa doldururdu. Annem eve döndüğümüzde, “Kadını yormayın!” diye azarlamıştı bizi. Neden mi şimdi hatırlıyorum? Çünkü bir vapura bindiğimde, bir de onun yanındayken bu kadar saf bir mutluluk hissetmiştim.

Ben geçmişin anılarına dalmışken Kadıköy vapuru iskeleye çoktan yanaşmıştı. Hafta içi olduğu için vapur şaşırtıcı derecede sakindi. İnsanları izlemeye koyuldum; yüzlerindeki o eski neşe, gözlerindeki ışıltı sanki birileri tarafından alınmış, usulca kaybolmuştu. Hayata tutunacak sebepleri kalmamış, ruhsuz silüetler gibiydiler. Ben onları seyrederken denizin serin suları, esen rüzgârla yüzümü okşuyor, dalgaların ritmi beni alıp götürüyordu. Gözlerimi kapadım ve hayaller âlemine daldım, bu an bitmesin istedim.

Güneş birkaç gündür ortalıkta yoktu, hava kasvetliydi; sanki içime, gideceğim o son gökyüzünün karanlığı dolmuştu. Kadıköy’e yaklaştıkça ufukta Haydarpaşa Garı’nın silüeti belirdi. Şehrin neşeli yüzü bir an için gözümde canlansa da artık hiçbir şey gönlüme hoş gelmiyordu. Eski coşkum kalmamıştı. İskelede bekleyen her insanın yanında bir sevdiği vardı; yalnızlık bu kalabalığın içinde daha da keskinleşiyordu. Yine de, bir umuttur yaşamak diyerek sabırla Adalar vapurunu bekledim.

İlk durağımız Kınalıada oldu. Buraya ilk kez geliyordum. Beyaz panjurlu, şirin evler gözüme çarptıkça İstanbul’u neden bu kadar çok sevdiğimi bir kez daha anladım. Şehrin kalabalığı ve Adaların dinginliği tuhaf bir uyum içindeydi. Eminönü’nün o telaşlı kaosuna inat martılar, nazlı uğultularıyla Adalar semalarında süzülüyordu. Bu sokakları son bir kez geziyor olmak, sona yaklaştığımı bilmek genzimi yakan acı bir yumruya dönüşüyordu içimde.

Vapurdan indim. Ada öğleden sonra oldukça sakindi; etrafta midye kabuklarından başka bir şey yoktu. İstanbul için bu denli bir sessizlik sıra dışıydı. Sessizliğin büyüsüne kapılıp biraz gezindikten sonra asıl hedefim olan Burgazada’ya geçmek için iskeleye döndüm. Vapuru beklerken tüyleri pasparlak, bana melül melül bakan bir köpek ayaklarımın dibine sokuldu. İlk başta çekinsem de bu tatlı şey peşimi bırakmadı. Sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi pati uzatıyor, dil çıkarıyor, türlü oyunlar yapıyordu. Onun bu içten sevgisi ruhumdaki ağırlığı hafifletiyordu. O an, zamanın durmasını, bu anın hiç bitmemesini istedim. Vapurun saati geldiğinde ondan uzaklaşmak zorunda kaldım. Arkamdan gelmediğini görünce durdum. Sanırım onun da sadece birazcık sevgiye ihtiyacı vardı. Yanına tekrar yaklaştım; gözleri kapalı, derin derin nefes alarak uyuyordu. Uyandırmaya kıyamadım, aklım onda kalarak iskeleden ayrıldım.

Burgazada’ya vardığımda büyük usta Sait Faik’in o muhteşem güzellikteki evine gittim. Beyaz panjurlu, üç katlı o tatlı evde sanki zaman durmuştu. Duvarlarında onun anıları, odalarında onun sesi yankılanıyordu. Pazartesi ve Salı hariç her gün açık olan bu müzeyi gezerken kalbimde tarifsiz bir hüzün ve hayranlık karışımı hisler belirdi. Oradan ayrılırken içimden ustalığa saygıyla fısıldadım: “Gitmeden bizden de selam götürün Sait Faik’e. Zira Burgazada, her köşesinde hâlâ onu arar durur.”

Güneş batarken adalara son bir kez baktım. Her köşe, her sokak, her dalga bir veda şarkısı fısıldıyordu. Bu yolculuk, sadece bir ada turu değil, içimde bir yerlerde yankılanan son bir melodiydi.

NOT: Tüm İslam âleminin mübarek Ramazan ayını tebrik ederim. Erzurum’da olan tüm dostlarıma ise 7 Şubat’ta oynanacak olan Kurşun Askerin Utancı adlı oyunuma beklerim. Sağlıcakla kalın, dostlarım.

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version