Son zamanlarda herkes aynı kelimeyi söylüyor: minimalizm. Az eşya, çok huzur. Babür bunu duyunca düşündü:
“Demek huzur koltuğun altındaki kumandada değilmiş.”
“Ben de minimalist oluyorum,” dedi kendi kendine.
Ama geçiş süreci biraz… Göç gibi oldu. Ev boşalacak sandı, ev şantiye alanına döndü. İlk eşyaları ayırdı:
“Gerekliler.”
“Belki lazım olur.”
“Asla atmam.”
Sonuç:
İki kutu ağzına kadar doldu. Bir kutu kupkuru kaldı. Tahmin et hangisi? Tabii ki “gerekliler.”
Babür işe tekini bulduğu çorapla başladı. “Minimalizmin ilk adımı: yalnız çorap,” dedi. “Çiftin biri var ama ruh ikizi yok, tıpkı benim gibi.”
Bunu mırıldanırken kendini kitaplığın önünde buldu. “Bunu üniversitede almıştım. Hiç okumadım ama çok şey yaşadık. Uzaktan hep birbirimizi kolladık. Allah var, hiç trip atmadı.”
Ne yaşattığı belli değil ama olsun, yıllanmış tozları var diye düşünürken o an fark etti ki: minimalist değilim, olsa olsa anı biriktiren eşya mağduru olurum, dedi.
Sonra kendini Marie Kondo sanmaya başladı. Eşyayı eline alıp soruyordu:
“Bana gerçekten ihtiyacım var mı?”
“Burada olman beni mutlu ediyor mu?”
Ama Babür’ün eli alışmış… Ona her şey mutluluk veriyordu. Yedi yıldır giymediği kaban bile içini ısıtmıştı. Kaban değil, vicdan sanki.
Takım sandığını açtı. Üç spatula çıktı. Biri kırık, biri yamuk, biri de “ileride lazım olur” diye emekli edilmiş. O ilerisi hiç gelmedi. Ama Babür her zaman hazır.
“Demek ki umut varsa minimalizm ertelenir,” diye düşünürken ev halkı geldi.
“Bu da ne?” dediler.
Babür gayet ciddi bir sesle: “Minimalist oluyorum,” dedi.
Ev halkı etrafa baktı. Koltuk üstü dolu, yerler dolu, masa dolu… Babür zaten doluydu. Hep bir ağızdan, Babür’den bile ciddi bir tonla:
“Bu minimalizm değil, maksimalist kriz,” dediler.
Haklıydılar. Babür’ün minimalizmi deprem tatbikatına dönüşmüştü: her şey ortadaydı, kaçacak yer yoktu.
Pes etti Babür. Bir çöp torbası doldurdu. Zafer kazanmış mağrur bir komutan gibi baktı torbaya. Ama sabah oldu, o torbadan bir kabloyu geri aldı. Çünkü klasik Babür: “Belki lazım olur.” Kablo değil aslında geri dönen… Alışkanlık geri dönmüştü.
Babür sonunda anladı: Minimalizm eşya atmak değil, eşyayla barışmaktır. Koltuk ona “gitme” diye bakıyor, Babür gitmiyor. Rafın üstündeki eski radyo çalışmıyor ama bozuk olması hoşuna gidiyordu.
Sonuç: Ev hâlâ kalabalık, Babür hâlâ dağınık. Ama içi huzurla dolu. Böbürlenerek bir kâğıt ve bir kalem aldı eline, masaya oturdu. Kocaman bir başlık attı.
Aforizma 1
“Bazı eşyalar atılmaz, sadece hayatımızda kalma süresi uzatılır.”
Sonra bir başlık daha:
Aforizma 2
“Ev kalabalık olabilir, yeter ki içimiz ferah olsun.”
Çünkü Babür fazlalıklardan kurtulamadı… Ama onlarla yaşamayı öğrendi.

