İçinde duyguları olan bir varlık olarak kendini dışarıdan görmek; o duyguyu anlayıp yönetebilme becerisini beraberinde getirir. Bugün sen maddesel dünyada varken manen hiçbir hücren sana karşı değil. Hiçbir zaman olmadı. O, seninle beraber bir bütün oluşturmak için var oldu hep. Senin konfor alanını benimseyerek ve aslında nasıl rahat hissedeceğini düşünerek…
Nefes varsa orada hayat var, hayat varsa orada can var, Can’ın olduğu yerde de hep umut ve aktif yaşama hali mevcut. Bugün en büyük proje kendinsin. İşin büyüsü belki biraz değişim isteği, neleri nasıl farklı yapabilirim fikri ve bununla birlikte gelen kendi projeni inşa etme düşüncesi 🙂
Bugün biraz daha kısa ve öz yazacağım. Bu yazı değerli okuyucumla buluşurken belki biraz düşünsün diye. Kendini inşa etmeye bir ışık olsun diye. Kendi yolunda düşünebilsin diye 🙂
Sokrat der ki: “Değişimin sırrı tüm enerjimizi eskiyle savaşmaya değil, yeniyi inşa etmeye odaklamaktır.” Klişe bir cümle, evet; bugün senin etki alanın ne geçmiş ne gelecek. Neresi biliyor musun? Uyandığın gün, bugün ve hatta şu an, şimdi aldığın nefes! Burada geçmiş ve gelecek ifadelerinin kültürel olarak değişiklik göstermesinden bahsetmek istiyorum, çok kısa.
Kızılderililerin geçmiş ve gelecek gösterimiyle ilgili bizimkinin tam tersi ve şahsi fikrim olarak çok güzel simgesel ifadeleri var. Geçmiş gözlerinin önündedir; yaşanmış ve aslında bilinen bir yerdedir. Gelecek ise daha gelmediği, yaşanmadığı için arkadadır. Henüz ayak basılmayan bir yol gibi adeta! Bugün henüz ayak basılmayan yola doğru (geleceğe) gitmeye hazırlanırken o anki sahip olduklarınla projenin minik bir kısmından başlayabilirsin. Başlayabilmek en sancılı ve devamının gayretinle şekillenebileceği mucize nokta. Yunus Emre ne der? “Kader gayrete aşıktır.” Yeter ki rotanı belirleyerek belki yavaş ama sağlam adımlarla ilerle, inan ve çabala. Önce bir otur, düşün; varsa sebeplerin kendine uzlaşı göster. Kendini affet önce. Hani hep deriz ya, çok sevdiğin birine tavsiye verir gibi, belki de onun her koşulda yanında olduğunu hissettirmen gibi davran; işte kendine de. Yanında ol. Çünkü bugüne kadar aslında her şeyi seninle çatışmamak ve dengede kalmak için yaptı. Hep deriz, ruh-zihin-beden muhteşem üçlü kombindir. Senin dengede kalman, karar alman, kısaca yaşamsal tüm faaliyetlerinin sürekliliği için de oldukça önemlidir. İşte o bunun için senin yanında durdu hep. Bunu tabii ki hemen kavrayamayabilirsin. Hadi kendine vakit ayır, otur ve bir düşün. Ona, sana kendini ifade etmesi için alan tanı.
Neler oldu / neler yaşadın?
Neler hissettin ve neler yaptın?
Kendinle çeliştiğini düşündün mü?
Yalnız hissettin mi peki kendini?
Memnun musun ondan? Daha farklı davranmasını bekler miydin? Ne zaman?
Sence haklı yanları var mıydı? Ya da hep mi haksızdı?
Düşündüğünde farklı bir seçeneği var mıydı o zamanlar? Başka nasıl davranabilirdi?
Sana değişimi düşündüren sebepler ne?
Ve son olarak; onu gerçekten dinlemek için kendine alan açmaya ne kadar hazırsın? Hazır mısın?
Hadi bakalım, büyük bir dürüstlükle şöyle bir sessizlikle beraber, yorumsuz, yargısız düşün, konuş, dinle kendini.
O anki seni hatırla, içsel kaynaklarını bul (gücünü, yeteneklerini, potansiyelini fark et). Şu su götürmez bir gerçek; unutma. Senin potansiyelin (yaşına, çevrene, ebeveynlerine, bakım verenlerine) göre pek tabii değişir, çevrenle doğru orantılı olarak potansiyelini yansıtırsın. Çünkü aslında hep öyle yaşadın, davrandın; belki öyle davranarak onay aldın, kendini o an iyi hissettin.
Emin ol, zaten değişim isteği geldiğinde seni bir şeyler zorlamaya başlar, rahatsızlık verir ve işte o zaman düşünme isteği duyarsın.
Bazen bir deniz kabuğunun içindeki inci gibi daha farkında değilsindir aslında olduğun senin ve asıl potansiyelinin. Senin derinlerdeki bir inci olduğunu bu zamana kadar fark etmemiş olman, öyle olmadığın anlamına gelmez. Belki keşif için daha derinlere inmen gerekir. Dalgaların arasında sabırla yol alman…
Her nefesin, her adımın kendi mucizeni bulma yolculuğunun yegâne bir parçası. Unutma, derinlere indikçe kendi ışığını daha parlak görürsün. Değişim işte böyle başlar. Sancı, sabır ve istikrarla sonuca ulaşma isteğiyle. – Tıpkı Abraham Twerski’nin geliştikçe sert kabuğunun sıkıştırdığı stres altındaki ıstakoz gibi. – Peki yeri gelmişken incinin hikâyesinden şöyle minicik bahsedelim:
İstiridye kabuğunun içine bilinmeyen bir madde girer ve bu, istiridyenin zaman içerisinde bir savunma mekanizması oluşturmasını sağlar. Sabırla, ilmek ilmek kendine katmanlar oluşturur; sırf o kum tanesi zaman içerisinde onu tahriş etmesin diye. Kum tanesinin sancı vermesi sonucunda aylar, belki yıllar sonra istiridyenin içerisinde değerli bir inci oluşur. Burada biz insan için konuştuğumuzda sabırla gelen değiştirme ve dönüştürme isteği aslında. Püf noktası ise yok saymamak, kabullenmek. Evet, kabullenince ne yaşandıysa o zamana kadar aksi olmaz ama bizatihi sana yol gösterici olur. Unutma, anneden göbek bağının ayrılması ile nefes seni hayata bağlar. Kendi nefesin!
Nefesinin ritmi, hayatın ritmi olur. Hayatının ritmini değiştirirsen dönüşürsün, dönüştürürsün de. Ve artık sen bir inci olarak hayatına devam edersin, öyle bakarsın hayata 🐚
Hayatına bir istiridyenin oluşum sürecindeki sabrı, kendine sadakati ve incisinin sessiz gücüyle bakabilmen dileklerimle 🙂

