Güçlü olmak denildiğinde çoğu insanın aklına ağlamamak, üzülmemek ya da kırılmamak gelir. Birçok kişi için hissettiklerini bastırmak, hızlıca toparlanmak veya devam edebilmek güçlü olmanın bir parçasıdır. Bu anlayış zamanla insanın duygularını sadece çevresinden gizlemesine değil, kendisine karşı da daha mesafeli olmasına neden olur. Kişi bu mesafeden sonra ne hissettiğini fark etmeye çalışmak yerine maalesef ne hissetmemesi gerektiğine odaklanır.
Oysa psikolojik sağlamlık, duyguları yok saymak değildir. Aksine, kişinin kendi iç dünyasıyla temas halinde olabilmesi ve yaşadığı duygulara alan açabilmesidir.
Duyguları Bastırmak Ne Demek?
Duyguları bastırmak, yaşanan zorlayıcı bir duyguyu kucaklamak yerine, onu görmezden gelmektir. Kısa vade de bu durum işe yarıyor gibi görünebilir ve hatta kişiye hayatın devam edebildiği hissini verebilir. Ancak bastırılan duygular ortadan kaybolmaz. Bir süre sonra başka yollarla kendini göstermeye başlar.
Bastırılan öfke çoğu zaman bedende yorgunluk ya da gerginlik olarak ortaya çıkabilir. Bastırılan üzüntü, tükenmişlik hissine ve hayattan haz alamamaya dönüşebilir. Bastırılan kaygı ise kişinin her şeyi kontrol etme isteğine neden olabilir. Zamanla da kişi ne hissettiğini ayırt edemez hale gelir.
Bu noktada kişi sıkça nedensiz bir huzursuzluk, sürekli yorgunluk ya da ani öfke patlamaları yaşayabilir. Aslında ortada nedensiz olan bir durum yoktur. Sadece duygu, kendini ifade edecek bir alan bulamamıştır.
Neden Bu Kadar Zorlanıyoruz?
İnsan zihni zorlayıcı duygularla karşılaştığında, onları anlamaktan çok hızlıca uzaklaştırmaya yönelir. Çünkü yoğun duygu, belirsizlik ve kontrol kaybı hissi meydana getirir. Bu da kişiyi rahatsız eder. Bu yüzden birçok insan ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine, onu bastırmanın daha güvenli olduğunu zanneder.
Böylece duygu bir deneyim olmaktan çıkar, bir tehdit gibi algılanır. Kişi için artık kaygıdan kurtulmak gerekir, üzüntü geçmelidir ve korku olmamalıdır. Oysa bastırılan her duygu, kişinin içinde karşılanmayı bekleyen bir ihtiyacın habercisidir.
Psikolojik Dayanıklılık
Psikolojik dayanıklılık duyguların yokluğunda değil, onların varlığında şekillenir. Dayanıklılık, kişinin zorlayıcı duygular karşısında kendisiyle olan bağını koparmamasıdır. Kaçmak yerine kalabilmesi, bastırmak yerine duylarına temas edebilmesi, kişinin içsel potansiyeli destekler. Böylece dayanıklılık, duyguları susturdukça değil, onlara alan açabildikçe derinleşir.
Kişinin duygularına alan açabilmesi, kendisiyle kurduğu en şefkatli bağdır. Bu bağ güçlendikçe kişi, kendisiyle temas halinde kalabilir ve kendisine kucak açabilir.

