İçindeki hırs gözünü kör etmişti. Aldığı kararların doğruluğunu sorgulamadığı gibi yürüdüğü yolların doğru olduğu da umurunda değildi. Tek gayesi çok para kazanmak olup istediği hayatı yaşamaktı. Küçük bir telefon tamirat dükkânı açan Sadık, akmasa da damlayan helalinden kazancın kendisine yetmediğini söyleyerek hep şikâyet içerisinde, şükürsüz bir yaşamın koynunda dolaşıyordu.
Eşi, “Sadık, az olsun helalinden olsun, yeter. Şükretmek gerekir. Hem hamd olsun küçük bir yerin var, kiran yok, borcun yok. Bir kereden uçmakta hiçbir şeyde olmadığı gibi bir kerede zenginlik bizde de olmaz. Lütfen dikkat et.” derdi. Bazen sesini çıkarmayıp haklısın manasında kafasını sallayan Sadık, ne kadar da para hırsına girmiş olsa eşini sevdiğinden ona kötü davranmak gibi bir niyeti olmamıştı. Eşi de bunu hep söylerdi. “Allah razı olsun, bir gün olsun bir hakaret, bir fiske görmedim.” gibi sözleri çevresindeki yakınları sorunca ifade ederdi.
Yine günlerden bir gün dükkânını açmaya giden Sadık, çayını ve sıcak poğaçasını alıp dükkânına geçmişti. Dükkânını açan Sadık, olacaklardan habersiz yan komşusunun yanına geldiğinde, “Ula Ahmet, böyle büyük bir iş gelse de çok kazansak ve işi bırakıp gidip evde otursak.” dedi. Yan komşusu Ahmet, itikat sahibi olmasından kaynaklı, “Sadık kardeş, Allah’tan her şeyin hayırlısını istemek gerekir. Çok para haramsız olma durumu, çok sözün yalansız olma durumuyla eş değerdir.” dedi. Bunu işiten Sadık, aman dercesine umursamaz tavırla kafasını çevirmişti.
Kısa bir süre sonra dükkânına gelen bir köylüsü, Sadık’ın isteği iş teklifiyle gelmiş gibiydi. İşin sonucunda çok büyük kazanma vardı. Tabii Sadık, ilk başta sorgulamasa da işin tam ortasında sorgulamaya ve sormaya başlayınca işin kara para işi olduğunu anladığında iş işten geçmişti. Sadık, “Bir şey olmaz, bir defa girdik. Hem çok para kazanıp bırakacağız. Arkamıza atıp yeriz bu parayı.” dedikten sonra uzun süre bu işe devam etti.
Ailesinin değişen ekonomik durum karşısında ilk başta eşinden gelen tepki ile karşı karşıya kalan Sadık’ın, bir fiske, bir tek kötü söz söylemediği eşine tahammül seviyesi kalmamış, şiddete başvurmuştu. Kazandığı haram ve kötü para ise yavaş yavaş kendisinden çıkmaya başlamıştı. Eşi tarafından terk edilen Sadık, düzensiz, huzursuz bir hayat yaşamaya başladı. Ailesi tarafından da dışlanan Sadık, yalnızca çok para kazanmaya kendini odaklamış vaziyette yoluna devam etti.
Bir gün devletin birimleri tarafından yaptıkları kötü işin fark edilmesiyle yedikleri operasyon sonucu yakalanmış ve cezaevine atılmışlardı. Kazandığının üç katını avukatlara kaptıran Sadık, ekmek teknesi olan dükkânını da satarak cezasını düşürmeye çalıştı; ne cezasının düştüğünü gördü ne de kazandığı haram paranın kendisine bir fayda sağladığını anladı. Üstüne helali olan eşi ve dükkânı da gitmişti.
Pişman olmaya başlayan Sadık, cezaevinde, “Haydan gelen huya gider, önemli olan yetinmeyi bilip elimizdekiler için Allah’a teşekkür etmeyi bilelim.” dedi.

