Ocak’ta Bir Gece Var

65 Görüntüleme
5 Dak. Okuma

Ocak’ta bir gece var…

Bu gece saatle ölçülmez. Takvimde bir tarih gibi görünür ama bir milletin hafızasında bitmeyen bir gecedir. Bu gece hatırlanmaz, bu gece insanın içinde yaşar.

1990 yılının 20 Ocak gecesi Bakü sadece karanlığa gömülmedi. O gece Bakü’nün göğsünde çapraz yaralar açıldı. Şehrin üzerine tanklar sürüldü. Soğuk bir kış gecesinin sessizliğini, tanklardan açılan ateşlerin sesi bozdu.

O gece kimi nöbetini bitirip evine, ailesinin yanına acele ediyordu; kimi gece nöbetini devralmak için evden çıkmıştı; kimi akraba ziyaretinden geri dönüyordu… Ne bu insanlar az sonra ölümün kapıda kendilerini beklediğini biliyordu ne de evde onları bekleyenlerin bir ömür boyu hasretle yaşayacağını…

Sokakta yürüyenler de kurşun seslerinin nereden geldiğini anlamak için balkona çıkanlar da bu seslerden korkup evin penceresinden dışarı bakanlar da namert kurşunların hedefi oldular. Ölüm, sokakla ev arasında hiçbir ayrım yapmadı…

Tankların önünü kesmek için kendilerini ölümün önüne atanların ellerinde silah değil, bayrak vardı. Karşılarında ise vicdanlarını “pahalı bir bedel” karşılığında iblise satan bir Rus ordusu duruyordu.

Bu bir savaş değildi. Bu, barışçıl bir halka yöneltilmiş acımasız bir saldırıydı. Ateş açılırken kimse uyarılmadı. Kimsenin kimliği sorulmadı. Kadınla erkek, çocukla yaşlı arasında hiçbir fark gözetilmedi…

O gece kurşunlar hedefini masumlardan seçti. O gece tanklar, araçların içindeki insanlara bile acımadan onları ezip geçti. Sokaklarda göle dönen kan, ŞEHİTLERİN kanı olmakla birlikte, yıllar boyunca “kardeşlik” adı altında gizlenen yalanların da sonu oldu. Sovyet rejimi böylece kendi maskesini kendi elleriyle yırttı.

O gece yalnız insanlar ŞEHİT edilmedi. O gece kaderler yarım kaldı. O gece sevda kurşunların altında inledi.

1989 yılının 30 Haziran tarihinde “Vagzalı” ezgileri eşliğinde Ferize’yle İlham’ın düğünü yapılmıştı. 1990 yılının Ocak ayındaki o gece, yalnızca altı ay mutlu yaşadıkları evliliklerine son verdi. İlham, halkıyla birlikte düşman tanklarına göğsünü siper etti; Ferize ise onun yokluğuna dayanamayıp intihara karar verdi.

Bu bir tesadüf değildi. Bu bir zayıflık değildi. Bu, dayanılmaz bir kaybın getirdiği son sınırdı. Ferize, İlham’dan sonra yaşamayı değil, onun ardından gitmeyi seçti. Kendi canına kıydı ve böylece 20 Ocak’ın yalnızca sokaklarda değil, evlerin içinde de can aldığının bir başka kanıtı oldu. Onlar aynı gecenin iki farklı ŞEHİDİ oldular.

2003 yılından itibaren, 30 Haziran İlham ile Ferize’nin düğün günü Azerbaycan’da Sevgililer Günü olarak anılmaktadır.

ŞEHİT olanlar yalnızca hayatlarını kaybetmediler. Onlar bu halkın hafızasında korkunun değil, cesaretin simgesine dönüştüler. Suskunluğun değil, direnişin adı oldular.

ŞEHİTLERİN ardından onları vatan toprağına emanet etmek için yola çıkan binlerce insanın yüreğinde, bir ömür kapanmayacak bir yara açıldı. Tabutların arkasından yürüyenler, bu olayın Azerbaycan tarihine kanlı harflerle yazıldığından emindi.

20 Ocak gecesi bu halkı korkutmak için planlanmıştı. Ama bu şehirde korkuya yer yoktu. Halkı diz çöktürmek için gelmişlerdi ama halk ayağa kalktı. O gece insanları evlerine hapsetmedi, onları bir araya getirdi. Bu gece halkı susturamadı, aksine uyandırdı.

Maskeler düştü, illüzyonlar dağıldı. Kim kimdir, kimin hangi tarafta durduğu tam da o gece belli oldu. Sabah olduğunda sokaklarda yalnızca kurşun izleri yoktu; yüzlerde de bambaşka bir değişim vardı. Korku yerini gurura bırakmış, sarsıntının yerinde kararlılık duruyordu.

O geceden sonra özgürlük sadece bir söz olmadı. Özgürlük kanla yazıldı. Özgürlük artık bu halkın hakkıydı.

Ocak’ta bir gece var…

O gece kaybettiklerimizle büyüdük.

O gece susarak değil, ayağa kalkarak tarih yazdık.

Bu yolun adı ÖZGÜRLÜKTÜR. Bu yol karanlık, soğuk bir gecenin içinden geçti. Bu gecenin üzerine tanklar yürüdü ama irademiz kırılmadı. İnsanlar ŞEHİT edildi ama halkımız susmadı.

20 Ocak gecesi 131 kişi ŞEHİT edildi. Bunların 117’si Azerbaycanlı, 6’sı Rus, 3’ü Yahudi, 3’ü Tatar idi. 744 kişi ağır yaralandı, 4 kişi kayboldu, 400 kişi ise tutuklandı. Olağanüstü hâl ilan edildikten sonra da 21 kişi katledildi.

Bu yolun üzerinde bir milletin kanı var ve bu kanın üzerinden rahatça geçen herkes tarih karşısında suç ortağıdır. Bu yolun üzerinde akan kan, kimin katilleri koruduğunu, kimin susarak suça ortak olduğunu tarihe tek tek yazdı. Bu yolun üstünde akan kan, yalnızca katilleri değil, bu faciaya susanları da ebediyen itham etmektedir.

Azerbaycan tarihinin sayfalarına onurla yazılan bir gece var: 20 OCAK.

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Araştırmacı Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version