Vicdan Eksikliği

52 Görüntüleme
4 Dak. Okuma

Bazı insanların kalbinde bir boşluk vardır; adı konmaz ama hissedilir. Ne sevince tam sevinirler ne de acıya gerçek bir gözyaşı düşürürler. Çünkü orada vicdan yoktur.

Vicdan eksikliği yüksek sesle bağırmaz. Tam tersine, susarak yaralar. Birinin canı yanarken bakıp geçmektir, “Bana dokunmayan yılan…” diye başlayan o meşhur cümleyi rahatça kurabilmektir.

Böyle insanlar haklı olmayı sever ama adil olmayı bilmez. Kendi çıkarı söz konusuysa başkasının yıkılan dünyası onlar için sadece bir ayrıntıdır.

Bir de kimsenin açıkça söylemediği tarafı vardır: Vicdan eksikliği olanlar en çok iyi insan rolünü oynamayı sever. Kalabalıkta merhametlidirler, yalnız kaldıklarında acımasız. Maske düşünce geriye soğuk bir yüz kalır.

Affetmek dillerindedir ama pişmanlık onlara uğramaz. “İnsanlık hâli” derler; oysa o hâlin içinde insanlıktan eser yoktur.

Bir kalbi kırdıklarında özür dilemek yerine karşısındakini suçlarlar. Çünkü vicdan yoksa sorumluluk da yoktur.

Vicdan eksikliği bazen zekânın, başarının, doğru cümlelerin arkasına saklanır. İnsan çok şey olabilir ama yine de vicdansız kalabilir.

Sözleri temiz, elleri kirli olanlar vardır; en çok da onlar yorar insanı. Çünkü kötülükleri kaba değil, inceliklidir.

Vicdanı olmayan kendine hep bir gerekçe bulur: “Ben mecburdum”, “Başka çarem yoktu”, “Herkes böyle yapıyor”… Bu cümleler vicdansızlığın en süslü mazeretleridir.

Onlar için bir kalbin kırılması küçük bir yan etkidir. Bir insanın susması önemsiz bir detay. Oysa bazen bir suskunluk bir çığlıktan daha çok şey anlatır.

En tehlikelisi şudur: Vicdanı olmayan kişi kendini hep temiz sanar. Yanlışı yapar ama yüzü kızarmaz, kırar ama “abartıyorsun” der, yıkar ama “hak ettin” diye ekler.

Ve şunu da unutmamak gerekir: Vicdan eksikliği sadece başkalarına zarar vermez, insanı kendi içinden de çürütür. Bir süre sonra aynaya bakarken kendini değil, bahanelerini görür insan.

Vicdanı olmayan, kimseye hesap vermez gibi yaşar ama en büyük hesabı kendine veremeden yaşlanır. Geçmişine baktığında pişmanlık değil, rahatsız edici bir boşluk hisseder.

Çünkü vicdan, insanın kendisiyle konuşabildiği tek dildir. O dil sustu mu insan kalabalıklar içinde bile yalnızlaşır.

Bazıları gücünü başkasının sessizliğinden alır. Birini susturmayı kazanmak sanır; oysa o an insanlığından biraz daha kaybeder. Ama bunu fark etmez; çünkü vicdan yoksa fark ediş de yoktur.

Ne gariptir ki vicdansızlık çoğu zaman alkışla beslenir. Yanlışa göz yumanlar, susarak destek olanlar kötülüğü normalleştirir. Ve kötülük sıradanlaştığında en çok vicdanlı olanlar yara alır.

Zamanla anlarız ki en derin yaralar bıçakla değil, umursamazlıkla açılır. Bir mesajın cevapsız kalışı, bir acının küçümsenmesi, bir sessizliğin uzayıp gitmesi… İşte vicdan eksikliğinin gündelik hâli budur.

Günün sonunda vicdanı olanlar yorulur. Çünkü düşünür, tartar, “Acaba kırdım mı?” diye sorar. Vicdansızlar ise rahat uyur; çünkü kendileriyle hiç yüzleşmezler.

Ve hayatın garip adaleti şudur: Yükü hep vicdanlı insanlar taşır, vicdansızlar sadece izler. Dünya bu yüzden ağır gelir.

Yine de… Vicdanlı kalmak bir kayıp değildir. Bu ağırlığa rağmen insan kalabilmenin tek yoludur. Çünkü gün gelir, herkes sustuğunda vicdan konuşur. O ses geç gelir ama ağır gelir.

İşte o zaman anlar insan: Vicdan eksikliğiyle yaşamak kolaydır ama onunla ölmek zordur. Belki de bu yüzden temiz kalan kalpler hep biraz yorgundur.

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version