Çok gelip geçen oldu bu şehirden,
Emirleri katilleştiren asker.
Son trende ne işin var?
Bunlar son sözlerin.
Bunlar kayıp hikaye beyanları.
Bunlar yoksul bir oğlan çocuğunun yüzü.
Sözde gitmiş oluyordun,
Ateşi titreten yıldızları arkana alarak.
Bayır bir yolda söndü
Bindiğin arabanın ışıkları.
Her seferinde tüydün, böbürlenerek.
Her seferinde uçtun aşağı.
Her seferinde aynı uçurumdan.
Yüzüne sığmayan egondan bir dakikalığına uzaklaş.
Parantez bacakların yere ilikli.
Yazdığın kağıdın kanı akmaz, harfler utanmaz.
Hazmedebilecek misin gerçek yüzünü?
İhanetin seni yenilgiye uğrattı.
İhanetin seni gölgene…
ihanetin evine…
Biraz utan çarpık düşüncelerinden,
Ve ikindi bulutları gibi yalancı karanlığından.
Tutuculuğunu sarıyorsun dönek amentüne.
Parmağındaki siyaset, iğnenin deliğinden
Geçmeyecek kadar sahte ve büyük.
Bırak böyle şeyleri.
Bırak yalancı gülücükleri.
Bırak cebinde…
Otuz sekizin güzünden yeni ayrıldın.
Ayrılamadın yalancı kimliğinden.
Beni günübirlik gezilerden sanma.
Yaşamı savaşa çevirmek en iyi bildiğin dil.
O kadar da büyük değilsin.
Her teraziye kendini koyma.
Devlet işleri gibi ağır aksak.
Her yere geç kaldığında,
Kendini nimetten sayma.
Kendini bir başkası…
Kendini ulaşılmaz…
Zihnin tek başına yapamıyor çoğu şeyi.
Kaç tilki dolanıyor kafanda?
Hani avlanmak da değil seninkisi.
Ne fareye benziyorsun ne yılana.
İki günlük ömrü neyle ölçebilirsin?
Hesapları bir kenara bırak.
Gizemleri bir kenara.
Kendini de…
Leylakların zamanı geçti.
Neticede sana gündüzse, bana da gündüz.
Keşke sürecek atlarımız olsaydı.
Sana iyi bakmayı öğrenebilecek miyim?

