Kitlesel uyuşturma operasyonu ile beynimizi ve bedenimizi, duygularımızı ve hislerimizi uyuşturmak adına açılan savaşın adı; sosyal medya. Televizyon ve sosyal medya gibi ekran arkası görüntü aracılığıyla toplumlar güdülmeye devam ederken, neyse ki buna dur demeye çalışan, kendini geliştirmiş, bilinçli ebeveyn olmak için çaba harcayan bir kitlenin de az olmadığını savunabiliyoruz. Herkes kafasını kuma gömüp, önüne ne sunuluyorsa onu tüketmenin derdinde değil şükür ki. Görüyorum, etrafımda da var böylesi; kendini, bu çürümüş düşünceyle yaşamaya devam etmekte ısrar eden topluluktan uzak durmaya çalışan bir kitle. İşte bizi kurtuluşa erdirirse bu kitle erdirir. Bu kitle öyle ki gördüğü her şeye inanmıyor; en azından körü körüne sorguluyor ve yapılması gereken en doğru şeyi yapıyor ya da yapmak için çaba harcıyor. Bilinçli, kendini geliştirmiş, her anlamda yetiştirmiş ve eğitmiş insanlar bu insanlar. Geleceği inşa etmekle kalmıyor böylesi insanlar, bulunduğu ortamın gelişimine de ciddi bir destek sağlıyorlar. Bu kitlenin çocukları daha sakin, daha ılımlı ilişkiler peşinde ve daha özgür olmalarına rağmen, doğrudan kopmadan yaşamayı şiar edinmeyi başarmış çocuklar.
Peki ya diğer taraf… İçler acısı efendim. Her gördüğü olumsuzluğu doğru kabul edip, kavga etmek için bir pay bulmayı ustalıkla başarıyor bu kitle. Futbol, siyaset, gündelik hayat; hiç fark etmez, her kulvarda bilgi birikimi tavan yapmış, yeniliğe doymuş, bilmediği bir şey kalmamış, bilgiye tok, kendi kendine fazlasıyla yeten bu insan kitlesi bizi de doğru yoldan çıkarmayı başarabiliyor çoğu zaman. İnmek istemesek de bu cahil kesime karşı duyduğumuz sevgiden dolayı, onlara doğruyu anlatmaya çalışarak zaman zaman, onları kendi seviyemize çıkaramadığımız için onların seviyesine çekiliyoruz. Bu da olumsuz yönde davranış üremesine gebe oluyor. Gitgide televizyon dizilerindeki mafyatik düzeni kendilerine örnek alan çocuklar yüzünden sokakta olmadık haberlere rast gelmek artık hiçten bile değil. Her gün bir çocuk katledilmiş basit sebepler uğruna. 2025 yılında tam 365 çocuk katilden bahsediyoruz. Her güne yeni umutlarla başlamak isterken, her güne çocuk katillerle başlamışız. İkisi de acı bir gerçek; ölen de çocuk, öldüren de… Geride kalanların acısını anlatmaya kelimeler yetmez; bunu yaşamayan biri de asla tam manasıyla onların acısını hissedemez. Ama çare bulunmazsa, bir gün hepimiz bu acının ağırlığını sırtlanmak zorunda kalacağız. Oturup ağlamak ya da onları hissetmeye çalışmak da vicdani bir gereklilik olsa da, yaraları saracak bir çözüm yolu değil.
Bu kirli ekran, tertemiz çocuklarımızı lekelemeye devam ederken, biz hâlâ yerdeki kanı sansürleyip, topluma daha büyük bir zarar oluşturması kaçınılmaz olan kibir, nefret, zorbalık, aşırı özgürlük, saygısızlık ve en önemlisi ahlaksızlık gibi kavramları hiçe sayan dizileri sansürlemek yerine vitrinde sunuyoruz. Kanalları gezerken her kanalda aynı dizilere denk gelir olduk. İnsanları gerilime, nefrete, silahlanmaya ve kendi çıkarlarına hizmet eden başkaldırışlara iten bu toplumsal terör örgütü durdurulmazsa, 365 sayısı zamanla ikiye, daha sonra tekrar ikiye, daha sonra yine ikiye katlanarak büyüyecek ve kontrol edilemez bir hâle gelecek.
Bize düşen görev, toplum olarak bununla savaşmak zorunda hissetmek ve bununla savaşabilecek güce sahip yetkili insanları bu savaşa ortak olmaya zorlamaktır. Bu kitlesel dönüşümün tek çözümü, iyilerin de kötüler kadar kendine güvenip daha cesur olmasıdır. Böyle bir topluma ulaşmak dileğiyle…

