Ebeveynler olarak çocuklarımıza empatiyi, sorumluluğu ve sevgiyi öğretmenin yollarını sıkça ararız. Kitaplar okur, nasihatler verir, örnek olmaya çalışırız. Oysa bazen en güçlü öğretmen, evin bir köşesinde sessizce uyuyan, bazen de coşkuyla kapıya koşan dört patili bir dost olabilir.
Evde beslenen bir dost, çocuk için yalnızca bir oyun arkadaşı değildir. O, çocuğun duygularını tanımasına, başkalarının ihtiyaçlarını fark etmesine ve sevgiyi karşılık beklemeden vermesine aracılık eder. Çocuk, bir köpeğin mama saatini, su ihtiyacını, yürüyüş zamanını öğrendikçe sorumluluğun ne demek olduğunu yaşayarak kavrar. Bu sorumluluk, zorla yüklenen bir görev değil; sevgiyle kabul edilen bir paylaşımdır. Her şeyin çözümü sevgi değil midir? Sevmek, sevilmek…..
Bu patili dostlar çocukların duygularına şaşırtıcı bir hassasiyetle yaklaşır. Üzgün bir çocuğun yanına sessizce sokulmaları, konuşmadan anlaşmanın mümkün olduğunu gösterir. Bu anlar, çocuğa duyguların bastırılması gerekmediğini; görülmenin, fark edilmenin ve anlaşılmanın insanın içini nasıl onardığını öğretir. Bir çok ebeveynin kelimelerle anlatmakta zorlandığı empati duygusu, bu sessiz ve saf bağın içinde filizlenir. Zamanla büyür, derinleşir ve çocuğun kalbinde yer eder. Çocuk, bu duyguyu yalnızca patili dostuna karşı değil; arkadaşına, ailesine, sokakta karşılaştığı bir canlıya, hatta kendisine karşı da taşımaya başlar. Bir bakışta durmayı, bir sessizlikte beklemeyi, bir kalpte ne olup bittiğini hissetmeyi öğrenir. Empati artık ona öğretilen bir kavram değildir; yaşamın içinde, kalbinden kendiliğinden akan bir hâl olur. Elbette burada ebeveynlere düşen önemli bir rol vardır. Çocuğa hayvan sevgisini öğretmek, yalnızca “sev” demekle olmaz. Patili dostunun bir oyuncak değil, bir canlı olduğu; dinlenmeye, sınırlara ve saygıya ihtiyaç duyduğu açıkça anlatılmalıdır. Çocuk, dostunun istemediği bir temasın durdurulması gerektiğini öğrendiğinde, aslında “hayır” demenin ve buna saygı duymanın önemini de öğrenmiş olur.
Bir patili dostla büyüyen çocuk, yalnızca hayvanlara değil, hayata karşı da daha duyarlı bir birey olur. Sokakta gördüğü bir canlıya kayıtsız kalmaz, doğaya daha dikkatli bakar. Çünkü sevginin yalnızca insanlara ait olmadığını çok erken yaşta deneyimlemiştir.
Belki de en kıymetlisi şudur:
Patili dostlar çocukları koşulsuz sever. Başarılarına, notlarına, hatalarına bakmazlar. O gün üzgün ya da neşeli olması önemli değildir; çocuk, olduğu haliyle kabul edilir. Bu kabul duygusu, çocuğun aynı zamanda özgüvenini sessizce besler.
Bir çocuğun hayatına giren bir patili dost, o çocuğun dünyasında küçük ama kalıcı bir iz bırakır. Ebeveynler içinse bu dostluk, çocuklarına bırakabilecekleri en sade ama en güçlü değerlerden biridir. Canlılara saygı ve sevgiyle yaklaşmayı öğrenen; mutlu, huzurlu ve anlayışlı bir kalp, çocuğun yaşam boyu taşıyacağı en sağlam değerlerden birine dönüşür. Sevginin sessiz hâlini tanıyan, bir canlının duygusunu fark etmeyi öğrenen çocuk; ilerleyen yıllarda ebeveyn olduğunda bu deneyimi kendi çocuğuna da yansıtır. Dinleyen, anlayan, duyguları bastırmak yerine kabul eden bir ebeveyn tutumu geliştirir. Empatiyi anlatılarla değil, yaşayarak öğrenmiştir. Böylece sevgi, yalnızca hissedilen bir duygu olmaktan çıkar; kuşaktan kuşağa aktarılan sağlıklı, şefkatli ve bilinçli bir bakış açısına dönüşür.
“Bir çocuğun kalbine sevgiyle dokunan her canlı, geleceğin daha anlayışlı ebeveynlerini sessizce yetiştirir.”

