…Sorun tabii bende
Saçma telaşlarım bir de
Bu sefer yine, sevemedi nafile
Sorun tabii bende
Benimle aşk mücadele…
(Onur Özdemir)
Nadir, bir yandan dışarıdaki havanın kesici soğukluğunu hissederken bir yandan da kalın montunun ve ellerindeki ağır alışveriş poşetlerinin döktürdüğü terlerle sıkıntılı bir halde yokuş aşağı iniyordu. Tek tesellisi birkaç dakika sonra evde olma şanslarıydı. Tam bu huzursuzluk içinde yanında elini kolunu sallayarak gelen Esila’nın sorusu ile iyice bunaldı:
“Acaba şu aşağıda bir kahve içip öyle mi eve geçsek?”
“Yani, Esila’cım o kahveyi birkaç dakika sonra evde içsek nasıl olur? Hem kendi kahve makinemiz bile var!”
Esila, bir süre daha hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam edince Nadir olayın kapandığını düşündü. “İyi bari” diye düşünmeye başladı. “Oraya gitsek yine yan taraftaki bijuteriden de kafasına taktığı gümüş kolyeyi aldırmaya çalışabilirdi.”
Ne var ki saniyeler sonra Nadir Esila’dan yinelenen teklif ile büyük bir düş kırıklığına uğradı:
“E, ne diyorsun?”
O kısa sürede Nadir’in içinde çok büyük değişimler oldu. Bu kısa cümle uzun zamandır ağzına kadar dolu olan bardağı taşıran son damla olmuştu. Nadir kısa bir süre şakaklarını sıktıktan sonra yine de içindeki fırtınaları bir süre daha bastırmaya karar verdi.
Kahve dükkanına girmeden Esila bijuterinin önünde duraklayınca Nadir başıyla onay verdi ve böylece Esila’nın istediği kolyeyi de aldılar. Birkaç dakika sonra üzerinde isimleri yazan plastik bardaklarla kahvelerini yudumlarken Nadir Esila’nın onun cimri olduğunu iddia etmek için “E, bu paraları nasıl telafi edeceksin?” diye sormasını bekliyordu. Hatta o sormadan, sormuş gibi kendi içinde cevaplamaya başladı: “Hani uzun zamandır çocuk sahibi olmaya çalışıyoruz ya o tedavilerden vazgeçersek büyük tasarruf ederiz diye düşünüyorum” diye başlayabilirdi. “Evet, biliyorum, sen cimri olduğumu düşünüyorsun ama ben öyle düşünmüyorum. Evet, para her şey değildir ama yani aynı zamanda bir şeydir. Yani hayatımızın çoğunu onu kazanmak için uğraşıyoruz. Ve ben işte o zor kazandığımız paraları öncelikle çocuk sahibi olmak için sonrasında da ona mümkün olduğunca güzel bir gelecek hazırlamak için harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Evet, biliyorum, biraz yaş farkımız var ama daha önemlisi kendi kuşağımızın özelliklerini taşıyoruz. Ben öyle saçma sapan şeylere ayıracak bir bütçemiz olduğunu düşünmüyorum. Yani hatta dediğim gibi belki bu uğraştığımız tedavi ile doğanın kanunlarına karşı gelmeye çalışıyoruz yani o kadar da bütçemiz yok belki. Hatta ve hatta bunun dışında onlarca konuda yine aynı zeminde buluşamadığımızı düşünürsen hani yani bir çocuğumuz olsa bile ona nasıl bir ortam hazırlayabiliriz? Yani hem maddi hem manevi olarak bu çocuğa hazır mıyız? Hatta ve hatta aramızdaki bu küçük anlaşmazlıkları hep tatlı atışmalar olarak görüyordum ama acaba ilişkimizin artık iyice yükünü çekemeyen temelleri mi? Gerçekten daha birkaç yıllık evliliğimizde bu çözülmüyorsa zamanla daha da büyük sorunlarla baş başa kalmayacak mıyız?”
Sonra bir anda kendine geldi. Son dakikaların ruhen onda yarattığı yıkım acaba bedenen de belli oluyor muydu? Oturduğu yerde biraz toparlandıktan sonra karşısında eşine baktı. Onda şu anda hissettiği duygulardan hiçbiri yoktu sanki. Gayet keyiflice bacak bacak üstüne atmış bir yandan bir eliyle yeni aldıkları kolyeyi okşarken bir eliyle tuttuğu bardaktan da keyif dolu yudumlar alıyordu.
Nadir aklındakileri söylemesi gerektiğini hissediyordu. Hatta belki daha buradan kalkmadan söyleyebilirdi ama şu an söylemeyecekti. Şu an Issız Adam filmindeki Ada’nın mutluca sarma yediği sahneydi. O sahnede başlayan ayrılık konuşması onu da çok sinir ederdi. Onun için biraz telefonunu çıkarıp kahvesi bitene kadar anlamsızca kısa videolar arasında gezindi. Sonunda Esila’nın da kahvesini bitirip ona doğru baktığını gördü. Tam konuşmaları gerektiğini söyleyecekti ki Esila ondan önce konuşmaya başladı:
“Belki de bu gümüş kolyeye niye bu kadar taktığımı merak ediyorsun? Daha fazla bekletmeyeceğim. Aslında birkaç gündür sana vermek istediğim bir haber var ama sen kolyeye karşı çıkınca tatlı bir inada bindi ve sen inadından vazgeçinceye kadar ertelemeye karar verdim. Hem de verdiğim haber sonrası zaten bana belki de daha büyük hediye almak isteyecektin ama hadi yine iyisin bir gümüş kolye ile yırttın!”
Sonrasında çantasına eğilen Esila peçetelere sarılı pozitif sonuçlu doğum kontrol çubuğunu Nadir’in önüne bıraktı.
Nadir uzunca bir süre hiçbir şey diyemeden ve hatta hareket edemeden çubuğa baktı. Daha saniyeler önce düşündükleri için öyle bir yerin dibine giriyordu ki… Az önce boşanmanın eşiğine doğru giderken bir anda “baba” olacağını öğrenmek bütün sistemini kilitlemişti.
En sonunda kendine geldiğinde ayağa kalkıp şimdiden sanki hamilelik ışıltısını almış eşine doğru yaklaştı ve sımsıkı sarıldı. Bir süre sonra yan masalardaki insanların da tebriklerini kabul ettiler ve tekrar yerlerine geçtiler.
Daha sonra belki de yıllar sonra bu anı ayrıntılarıyla hatırlar mıydı bilmiyordu ama hayatında aldığı en büyük derslerden biri olduğunu anlamıştı. Hayatının dönüm noktalarından birini yaşamış ve belki de dakikalar içinde her anlamda biraz daha büyüyüp biraz daha olgunlaşmıştı.
Artık kendini iyice toparladığında içindeki saçma telaşlarını en uzak yerlere gönderirken eşinin içindeki yeni yeni oluşmaya başlayan heyecanları daha da fazla anlatıp daha da mutlu olmaları için onu yüreklendirmeye başladı.

