Son günlerde fark ettiğim bir şey var. Yazmaya meraklı insan sayısı, okumaya meraklı insan sayısından daha çok. Kâğıdı kalemi eline alan herkes roman yazma telaşında. Ama nasıl yazıldığı ile ilgili fazlaca araştırma yapmadıklarından kaybettikleri şey sadece zaman. Çünkü karakter ve olay örgüsü üzerine çalışmadıkları için keyifsiz ve bir o kadar saçma yazılar çıkıyor ortaya. Kimse onları uyarmadığı ve bolca pohpohladığı için de iyi yazdıklarını sanıyorlar. Hem uyarılsalar ne olacak? Eleştiri de kabul etmiyorlar.
Halbuki yazmak özen ister. Düşünmek ister, çaba ister en önemlisi de sabır ister. Herhangi bir yazı okumaya tahammülü olmayanların yazmak konusundaki ısrarına ne denir, bilmiyorum. Herkesin keyifle okuyacağı bir roman yazmak varken, zorla sattığınız hatta okuttuğunuz, ama asla değer görmeyecek bir kitaba sahip olma hevesi neden?
Yazmak ciddi bir meseledir. Konusu ne olursa olsun araştırma yapmalıdır. Konunun ucunun dokunduğu döneme, ülkenin ekonomik ve siyasi yapısına, insanların sosyo-kültürel eğilimine hâkim olmadan atmosfer oluşturulamaz.
Karakterler pat diye çıkmaz ortaya. Önce ana karakter belirlenir. Sonra yan karakterler. Her birinin fiziksel özellikleri, ruhsal yapıları, eğitim durumları oya gibi işlenir. Birbirleriyle ilişkileri yansıtılır.
Mekân önemli bir faktördür. Olayın geçtiği yer anlatılmalıdır. Sıradan insanların yaşamını uzay boşluğundaymış gibi yazamazsınız. Okurun olayın içine girmesi ve karakterleri benimsemesi için romanınızın geçtiği yer belirgin olmalıdır. Şehirde bir evde mi, köyde bir okulda mı yoksa tatil beldesinde deniz kenarında mı geçtiğini okuru bunaltmadan abartılı betimlemelerden uzak bir şekilde anlatmalısınız.
Ayrıca Türkçeyi çok iyi kullanmanız gerekmektedir. Atasözleri ve deyimlerin kullanım alanını bilmiyorsanız, kelime hazneniz darsa ve aynı sözcükler etrafında dönüp duruyorsanız işiniz zor. Kelime haznesini arttırmanın en etkili yolu ise kitap okumak. Ona zaman ayırmak istemiyor sadece yazmak istiyorsanız yolunuz daha uzun ve meşakkatli olacaktır.
Seçtiğiniz konu ve karakterler üzerinde çalışmaya daha fazla özen göstermeniz lazım. Çünkü romandaki en önemli detay inandırıcılık. Okur karakterleriniz varlığına ikna olmalı, başına gelen her şeyi kendi başına gelmiş gibi benimsemeli ve karakterle aynı şeyleri hissetmeli. Duygusunu geçiremediğiniz hikâye başarısız sayılır.
Her şeyden önemlisi romanı yazma amacınızdır. Yazarın okura karşı sorumluluğu vardır ve zamanını istediğiniz okura, okunmaya değecek bir roman sunmanız gerekmektedir. Aksi takdirde okur size boşa harcadığı vakti için hesap sorar. Boşa giden sadece sizin zamanınız değildir, onun da zamanı kıymetlidir.
Şevkiniz kırılmasın elbette, ama gerçekten iyi bir roman yazman istiyorsanız disiplin şart. Günlük en az iki saatinizi yazmaya ayırarak başarabilirsiniz. Sabrınız yoksa ve bir an önce başlasın bitsin hevesindeyseniz, henüz yazma olgunluğuna erişmemişsiniz demektir. Ya sabırla o günün gelmesini bekleyip bol bol okuyun ya da sabır ve disiplinle yazmaya başlayın. Ama en iyisini yapmak için uğraşın.

