Sessiz Çığlık

27 Görüntüleme
5 Dak. Okuma

Kafamın içinde mavzer sesleri. Sonra giyotinle hayatı kararanların çığlık sesi. Gökyüzü koca bir heyula. Her taraf taze, taptaze kan kokuyor. Benim ise karnım çok aç; bir an evvel izbe bir yer bulup karnımı doyurmak ve bir anlığına sanki evimdeymiş gibi hissetmek istiyorum. Ancak bir ses var ki o sesi hiçbir zaman unutamıyorum. Bir çığlık sesi ve ardından gök kubbeye doğru yankılanan kahkaha sesleri. Sonra yankılanmakta olan o çığlık sesini duyumsadım sonunda. Evet, o ses minik Sahra’nın sesiydi. Güzel kızım benim daha 3 yaşındaydı. Annesinin kucağından çekip kopardılar kızımı. Ağlamakla karışık hiddet duygularıyla var gücümle bağırdım.

“Ya Rab! Ne olur duy sesimi. Sen ki yerleri gökleri birbirine katacak kudrete sahipsin ya Rab. Ne olur duy bizim çığlıklarımızı. Kızımın o masum gözlerini gör ya Rab. Ya Rab!”

Bağırıyor, kendimi kaybediyordum fakat yine de elimden bir şey gelmiyordu. Keşke bir can bağışlasaydım. Kesinlikle onu da minik yavruma bağışlardım. Dünyadaki onlarca ve hatta milyarlarca insanın izlediği bir soykırımla karşı karşıyaydık. Düşman askerlerinin postal seslerini duydum. Kızımın hayatı benim için daha önemliydi. O henüz hayat nedir bilmezdi. Annesini ve onu kurtarmak en ilk görevimdi. Ancak seslerin gitgide yaklaştığını duyunca ne yapacağımı bilemez hâlde, büyük bir hınçla üzerlerine yürüdüm. Kendimi kaybetmiştim. Var gücümle tekrar bağırmaya başladım.

“Hâlâ duymuyor musun ya Rab! Daha kaç can gitsin istiyorsun. Bak, birazdan diri diri öldürecekler, beni gömecekler; köpeklerin bile yaşamaya tenezzül etmediği o korkunç mezara.”

Birden kafamda ani bir darbe hissedip yere yığıldım. Aman ya Rabbi, ben yerdeyken ikisini de gördüm. Birinin yüzünü gözünü kanlara bulamışlar, sanki tanınmasın istiyorlardı. Leyla… Ne kadar da yorgun bakıyorsun gözlerime; güzeller güzeli yüzün ne hâle gelmiş bu kalleşlerin kan kokan, korkunç ruhlarıyla. Kızım Sahra, o yemyeşil gözlerini sanki oymuşlar da kan bürümüş gibi bakıyor bana. Zalimce bakışlar bunlar. Savaşın çığırından çıkmış vahşi bir ruhu. Yanıma yaklaştırmıyorlardı fakat o da artık tepki veremediğinden put gibi dikilmişti karşımda.

Sarılmak istedim, önce karımın inleyen sesini işittim:

— Sarih! Lütfen yaklaşma, kızımızı…

Çok geçmeden mermi sesleri ardı ardınca yankılanmaya başladı. Gözyaşlarım dökülmeye başladı. Sanki bir çare olacakmış gibi daha çok haykırmak istedim ve haykırdım.

— Siz de, evet evet siz de… Hiç mi? Su, su… Ne olur kızıma merhamet edin. O daha 3 yaşında. Ya Rab, daha kaç defa yakaracağım sana yardımını ulaştırman için. Çok çaresizim…

Sonra bir mermi sesi daha duydum. Sanki şah damarım yerinden çıkacakmış gibi. Leyla’m, güzel yüzlüm; saçının teline, teninin bir zerresine dahi zarar gelse ölürdüm. Ben öldüm işte. Ruhumu öldürdü sizin korkunç emelleriniz. Ruhu ölen bir insanın bedeni ya da kendisi nefes alsa ne çıkar? Utanmadan nefes almak ha? Bunca yıkıma karşı ne diye… Daha küçücüktü be, küçücük; ben onu evlendirmeye kıyamazdım. Razı gelmezdim benim yanımdan ayrılıp kopup gitmesine. Kalabalık etrafıma toplanarak havaya birkaç el ateş ettiler. Yüzleri öyle korkunç bir hâl almıştı ki karşımda sanki insan yerini azılı bir canavar ordusuna bırakmıştı.

Gerçekten bir şeyler kazanmışlardı. Neleri mi kazandılar? Dipdiri duran korkunç öfkemi, kendi sessizliğimin kocaman gürültüsünü. Ve en önemlisi de belki birkaç maden için ya da kutsal saydıkları şeylerin onlara hayır getirmeyecek bir kâbusunu.

Artık teslim bayrağını çektim ve var gücümle bağırdım:

— Ya Rab, ben kaybettim. Savaş kazandı. O korkunç gücüyle yine insanlığı yok etti ya Rab. Nihayetinde yine kazandı kötülük, her savaşta, her durumda olduğu gibi. Ya Rab, yine yalnız bıraktın bizi koskoca bir savaş karşısında; üstelik günahsız ve minik bir kulunu da yalnız bırakarak ya Rab.

Sonrasını hatırlamıyorum, sadece silik bir fotoğraf karesi gibi gözümün önünde dönüyor. Mermi sesinin bana doğru yöneldiğini hatırlıyorum. Sonra kızımın bana sarılışını ve cennet kokusunu duyuyorum. Düşmanların ezici ve yıkıcı kahkahaları eşliğinde etraftakilerin dans edişi. Vakur bir duruşla Leyla’nın beni elinde çiçeklerle bekleyişi. Ya Rab, aileme kavuşmak için ölmem mi gerekti?

Şahit ol ya Rab, bütün bu olanlar hakkında davacıyım; şahit ol ya Rab!

Tüm insanlığın 2026 yılını en içten dileklerimle kutlar, yeni yılın tüm herkese iyi gelmesini dilerim. Nice aydınlık dolu yıllara…

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version