Uykuda Konuşan Zihnim

22 Görüntüleme
3 Dak. Okuma

Bazı sabahlar, gece boyunca konuşmuş bir zihnin yorgunluğuyla uyanıyorum. Gözlerimi açıyorum; bedenim dinlenmiş gibi ama zihnim öyle değil. Sanki ben uyurken bir şeyler anlatılmış, tartışılmış, hatta karara bağlanmış gibi. Ne söylendiğini tam olarak hatırlamıyorum; sadece geriye kalan bir ağırlık var. Açıklayamadığım bir yorgunluk. Bir şeylere geç kalmışım hissi.

Beni yoran, rüyaların kendisi değil; uyanıklığa taşınan izler. Gün içinde sebepsiz bir dalgınlık, durup dururken gelen bir eksiklik hissi, yerini bulamayan bir huzursuzluk… Zihnim, bana doğrudan konuşmak yerine iz bırakmayı tercih ediyor sanki.

Zamanla şunu fark ettim: Zihnim, uyanıkken benden beklenen hâli sürdürüyor. Denge kuruyor, susuyor, idare ediyor. Doğru kelimeleri seçiyor, yanlış duyguları erteliyor. Ama uyku, bu düzeni tanımıyor. Gece olduğunda kontrol askıya alınıyor; bastırılan her şey kendine başka bir yol buluyor.

Rüyalarda beni asıl yakalayan şey, imgeler değil. Daha çok tamamlanamayan anlar. Yetişemediğim bir sahne, yarım kalan bir hareket, gecikmiş bir tepki… Uyanınca anlıyorum ki zihnim, gündüz bilinçli olarak ertelediğim her şeyi gece yeniden deniyor. Ama bu kez mantık yok, rol yok, açıklama zorunluluğu yok.

Zihnin bu gece çalışmasının beni asıl düşündüren tarafı, bilinçli bir niyet taşımaması. Ortada bir mesaj verme çabası yok; sadece bir taşma hâli var. Gün içinde tutulan, dengelenen, bastırılan ne varsa uykuya geçildiğinde biçim değiştirerek yüzeye çıkıyor. Rüyalar bu yüzden düzenli değil, tutarlı değil, hatta çoğu zaman anlamsız görünüyor. Ama belki de mesele, anlam değildir. Belki zihin, anlaşılmak değil; duyulmak istiyordur.

Yazamamakla bu hâl arasındaki bağ da tam burada belirginleşiyor. Gün içinde yazıya dönüşemeyen düşünceler, bilinçli olarak susturulan cümleler, “sonra”ya bırakılan duygular… Zihin, kendini ifade edemediğinde başka bir dil buluyor. Belki de bu yüzden rüyalar, yazılamayan metinlerin yerine geçiyor. Kontrolsüz, dağınık ama fazlasıyla dürüst bir dil.

Gündüz sürdürdüğüm hâllerin geceleri bir karşılığı yok. Güçlü görünme çabası, dengeyi koruma isteği, her şeyi yerli yerinde tutma arzusu… Uykuya geçildiğinde çözülüyor. Zihnim, bana ait olmayan bir sakinliği kabul etmiyor. Bastırdığım her şey, başka bir biçimde geri dönüyor.

Artık rüyaları anlamaya çalışmıyorum. Onları çözmek, çoğu zaman kendimi koruma biçimi. Dinlemek ise daha zor. Çünkü bazı şeyler açıklanınca hafifler ama bazıları, fark edildiği anda ağırlaşır.

Belki de zihnim uykuda konuşurken, benden bir cevap değil, bir yüzleşme istiyordur:

Gündüz kaçtığım yerden, gece de kendimi saklamamamı.

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version