Yakınlık Sanıldığı Kadar Sıcak Değildir

3 Dak. Okuma

Şubat ayı geldiğinde ilişkiler daha çok konuşulur. Yakınlık, sevgi, birliktelik… Ama danışmanlık odasında gördüğüm tablo çoğu zaman bunun tam tersidir. İnsanlar yakınlıktan değil, yakın olamamanın oluşturduğu yalnızlıktan yorulurlar. Birlikte olup yalnız hisseden, konuşup anlaşılmayan, temas hâlindeyken duygusal olarak kopuk kalan çok fazla insan var. Ve bu durum, sanıldığından çok daha derin bir psikolojik kırılmaya işaret eder.

Yakınlık çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca bir arada olmak değildir. Aynı evde yaşamak, aynı yatakta uyumak, aynı mesajları atmak… Bunların hiçbiri gerçek yakınlığı garanti etmez. Yakınlık, insanın kendini saklamadan var olabildiği yerdir. Duygusunu sansürlemeden ifade edebildiği, anlaşılmasa bile yok sayılmadığını hissettiği bir temas hâlidir. Ne var ki birçok insan, yakın ilişkilerinde bile “rahatsız etmemek”, “bozmamak”, “sorun çıkarmamak” adına kendini geri çeker. İşte tam bu noktada ilişki sürer ama bağ zayıflar.

Danışman olarak en sık duyduğum cümlelerden biri şudur: “Aslında yalnız değilim ama çok yalnız hissediyorum.” Bu cümle, duygusal ihmalin en sade hâlidir. İnsan, duygusu görülmediğinde yalnızlaşır. Bu yalnızlık kalabalıkların içinde de yaşanabilir, uzun ilişkilerin ortasında da. Çünkü insanın ihtiyacı yalnızca birinin yanında olması değil; anlaşılma ihtiyacının karşılanmasıdır. Anlaşılmayan bir yakınlık, zamanla güveni değil, mesafeyi büyütür.

Şubat ayı aynı zamanda şu gerçekle de yüzleştirir bizi: Yakınlık cesaret ister. İnsan, bir başkasına gerçekten yaklaşabilmek için önce kendi duygularına yaklaşabilmelidir. Kendini tanımayan biri, ilişkide sürekli tetiklenir. Ne istediğini bilmeyen biri, neye kırıldığını da netleştiremez. Bu yüzden birçok ilişkide tartışmaların konusu görünen meseleler değildir; altta yatan, ifade edilemeyen duygulardır. Söylenmeyen beklentiler, bastırılan ihtiyaçlar, geçiştirilen kırgınlıklar…

Bir başka önemli nokta da şudur: Herkes yakınlığı aynı şekilde kurmaz. Bazı insanlar konuşarak yakınlaşır, bazıları sessizlikte bağ kurar. Bazıları fiziksel temasla güvende hisseder, bazıları mesafeyle. Psikolojik sorun çoğu zaman bu farkların bilinmemesinden doğar. İnsanlar, kendi yakınlık dilini evrensel sanır. Karşısındakinin farklı bir dili olabileceğini kabul etmek ise çoğu zaman zor gelir. İşte bu kabul gerçekleşmediğinde ilişkilerde “anlaşılmıyorum” duygusu kök salar.

Şubat ayında ilişkiler üzerine düşünürken şunu fark etmek önemlidir: Yakınlık, sürekli mutlu hissetmek değildir. Bazen zorlanmaktır, bazen susmaktır, bazen de “şu an seni anlamakta zorlanıyorum ama kaçmıyorum” diyebilmektir. Sağlıklı bağlar kusursuz iletişimle değil, onarılabilen kopukluklarla güçlenir. Her kırılma bir son değildir; bazı kırılmalar, doğru ele alındığında bağın derinleşmesine alan açar.

Belki de bu ay kendimize şu soruyu sormak daha gerçekçidir:

“Ben ilişkilerimde gerçekten var mıyım, yoksa sadece idare mi ediyorum?”

Bu soru romantik değil ama dürüsttür. Ve psikolojik olarak dönüştürücü olan da budur. İnsan, ilişkilerinde kendini saklamayı bıraktığında her şey bir anda düzelmez; ama sahici hâle gelir. Sahicilik ise yakınlığın en sağlam zemini.

Şubat ayı bize şunu hatırlatabilir: Yakınlık bir armağan değil, bir beceridir. Öğrenilir, gelişir, bazen de yeniden inşa edilir. Ve insan, bir başkasına yaklaşabildiği kadar değil; kendine dürüst olabildiği kadar yakınlık kurabilir.

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Yazar
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version