“Işığımı söndürme.” dedi. Ben senden hiç ayrı kalmadım. “Yaşayamam, yaşarsın.” dedi, “yaşarsın.” Anlatamıyorum galiba; ben senin varlığına alışkınım. Sen ve ben birlikte varız, birlikte nefes almamız gerekiyor gibi bir his bu. Ayrı olmak diye bir kelime bilmiyorum.
Kulaklarımda çınlayan annemin sesi hep hafızamda; diri, taptaze, canlı. Nereye gitsem o ses benimle. “Millete karşı tek bir yürek olacaksınız. Sizi birbirinize itiraz ederken asla görmeyeceğim, tek bir beden gibi hareket edeceksiniz. Yoksa sizi yıkarlar. (Kimler?) Dirençli olacaksınız, kimse sizi yenemeyecek, yenilmez olacaksınız. (Kime karşı?)”
“Peki annem.” “Her şeyi bileceksiniz, öğreneceksiniz ve dahi hep birlikte başaracağız. Çıkacağız en yükseklere, kendimize kalite değer katarak bu yaşam yolculuğunda ilerleyeceğiz.” “Sinir krizi geçirmiş gibi” başka çaremiz yok yooook… Bir oraya bir buraya gidip gelerek, ellerini yukarıya yönelterek sakinleştiğinde, kısık bir sesle söylenmeye devam ederdi. Biz gizli köşelere tünemiş kuşlar gibi annemin ritüelini bitirmesini sessizlik içinde beklerdik.
Işığımızı söndürmek isteyenleri çok çalışarak alt edebiliriz. Bebelerime göz koydular. Doğmalarına izin vermediler. Yılmadım… Sizleri ben ne emekle kazandım. Biliyor musunuz? Ama onların isteklerini koşulsuz kabullenmiyorum. Benim de planlarım var. Onları alt etmek için inadına çok çalışmalıyız. “Söz veriyorum anne, çok çalışacağım.”
Kendi adıma kaderimle gizli anlaşma o gün imzaladım. İçimde yedi tane eğitmem gereken nefis mertebesi varmış, onları aşmaya çalışırım; kimseye asla teslim olmam. Işığıma kimse göz koymasın, bu bedenin yöneticisi benim. Bunun bilincinde yaşıyorum. Yoksa o rahatsız denilen insanlardan biri olurum. Güçlü, itibar sahibi biri olarak yaşamak istiyorum. Ben bana emanetim, farkındayım.
İnsan Allah’ın halifesi ise, insandan daha düşük frekansa sahip olan varlıkların beni ele geçirme mücadelesinde yenik düşmüş bir melek gibi olmamam gerektiğini biliyorum. İçimdeki hiçbir varlığa Yaradan’ın emaneti ışığımı teslim edemem.
Kimseye anlatamadığım aşırı hırsım var. Bazen kontrol etmekte zorlandığım. Para, güç, iktidar sahibi olmak istiyorum. Fakat bunları abartmadan nasıl başarabileceğimi bazen bilemiyorum. Şimdilerde elde ettiğim her şeye göz koyuyorlar. Başardığım her şey bana şimdi korkunç rüyaları, dertleri, sıkıntıları beraberinde getirdi.
Işığımı söndürmeye sizin gücünüz yetmez desem de, artık sözümün, hırsımın, çalışmamın, paramın yetmediği yerler var. Ölümün kol gezdiği yaşamda her şeye sahip olursam bana bir şey olmaz gibi geliyordu. Güçlü olursam benim ışığımı hiç kimse söndüremez diye düşünüyordum, yoklukla boğuştuğum günlerde.
Varlık içinde yokluklar varmış meğerse… Bunun böyle olduğunu “yok olduğunu” düşündüğün zamanlarda anlayamıyorsunuz. Varlık eşittir para. Paran olsun yeter ki; “aklında, kültüründe sana gelir.”
Çok istediğin zenginliğin olsun, ilahi kader senden çok sevdiğin bir şeyi geri almak için yollarına taşlar (hastalık, buhran, ayrılık, afetler) döşüyormuş meğerse. Tüm hedeflerine ulaştığında senden bir şeylerin eksilmesi gerekiyormuş. Yaşamın kuralı buymuş… Düşünemiyorsun hırsla istediğin zaman. Sadece istiyorsun.

