Sabah uykusu en tatlı kıvamındayken siren sesleriyle bölündü. Polis arabalarının ışıkları tavanında oynaşıyordu. Bir an dondu, aklından bin türlü ihtimal geçti: yangın, deprem, ölüm, ihtilal, hırsız, cinayet…
Yavaşça doğruldu, perdeyi aralayıp aşağıya baktı. Yalnız yaşadığı için korkuyordu. Evi o nedenle yüksek kattaydı. Belli ki ciddi bir şey vardı. Hem polis hem de ambulans gelmişti. Duasını okudu, saatine baktı, namaza bir saat var, dinlenmeliyim deyip yatağın kenarına oturdu.
Apartman sakinlerinden Emine abla onun korkacağını tahmin etmiş olmalı, mesaj atarak rahatlatmak istedi. Ne var ki okuduğunda çok daha fazla üzüldü.
Birinci kattaki yaşlı çift evlerinde öldürülmüşlerdi. Hem de üç kuruş emekli maaşı ve bir iki parça altın için.
İçinde insanlık adına erdemler barındırmayan canlılarla aynı döneme kaldık. Mutlaka çok önemli nedenleri vardır.
Zaman hızlı akıyor, içinden geçtiğin dönemin tadı siner ruhuna. Nereye aitsin, hangi yüzyıla, hangi insani ölçülerin değer bulduğu döneme? Sen aslında o ait olduğun zamanın bir parçasında belli bir etki, belli bir tepki, belli bir duruş ve varoluş için yaratıldın…
Rastgele değildir hiçbir şey, rastgele oluşmaz hiçbir şer…
Varlığımızın kodlarında iyiliğe meyilli bir yapı vardır. Hoş gelir iyilik, tat verir, haz verir, kolay gelir. Aslına ve içgüdüsüne bırakılmış insan safiyane iyiliğe temayül eder. Bu kaçınılmazdır. Ne zaman ki kasti olarak, tercihen ve gayretle bir kötülüğe maruz kalır, o zaman ilk tercihini yapar. Ya içine sindirip unutacaktır veya üstüne gidip karşılık verecektir. İşte o andan sonra bir iki basamak daha çıkar önüne; iyi veya kötü olmak için iradi olarak seçer, bilinçli olarak devam eder. Yolu artık bellidir.
Kötülük artık görerek, taklit ederek yapılan yarı gafil kafaların işi değil. Çok daha geniş çapta, çok daha büyük ölçekli, çok daha profesyonel projelerle yapılan korkunç bir halde.
Kulüpler, dernekler, kurum ve kuruluşlarla desteklenip, durdurulması, kontrol edilmesi, takip ve engellenmesi imkânsıza yakın bir güçte uygulanıyor.
Asla engel olunamayan bir tabaka, o yüksekliğin altındaki her varlığı; insan, kuş, kedi, bitki, eşya hepsini aynı mesafede hizmet ve zevkine amade görüyor. Ispanak kadar değeri var bir bebeğin. Limon kadar ederi var başka bir gencin.
Kendilerine edindirdikleri o yüksek tabaka güvencesiyle, altlarında saydıkları her nimeti kendileri için yaratılmış kabul edip sonuna kadar vahşice kullanıyorlar.
Yıllar önce Avrupalı bir liderin, “İnsanlara karşı kimyasal silah kullanmak yasak kabul ediyorum ama Müslümanlar insan değildir.” ifadesini okuduğumda kanım donmuştu. İnsanın ilmi tarifi bellidir. Bu fikrî veya dinî yapı ile değiştirilemez. Soyut değerleri onu vahşet noktasında insandan uzak kılsa bile fiziki olarak kendisi de hâlâ insan sınıfındadır.
Zaman hangi yüzyıldı, biz hangi yüzyıldayız, durum aynı; dünya döneli hilkatini bozan, canavarlaşan, doğasına çelme takıp delik açan yine insan.
Hangi canlı türünde bu ölçüde deformasyon görülebilir? Köpekbalıkları konsey kurup balıkları zahmetli mi katlederler? Yoksa kediler fareler için mi yapar? Sadece insan. Nazi kamplarında işkenceyi yapan görevlilerin hepsi Yahudiydi. Hayır, hata yapmıyorum, hepsi Yahudiydi. Görevli gelir, sadece bağırırdı, kimin yapacağını sorardı; güçlü ve genç Yahudiler ben, ben diye atılırdı ve nihayet seçilenler ifa ederlerdi.
(İnsanın Anlam Arayışı kitabı Dr. Victor Frankl) Hiçbir zaman, hiçbir eylem tesadüfen olmadı. İnsanın tahayyülü, tasarrufu ve gayreti ile oluştu.
Şimdi testler, programlar, deney ve araştırmalar kamplara gerek kalmadan çok daha kolay ve çabuk yapılıyor. Sosyal medya denilen ortamda, anlık tanınabilirlik için onur, saygınlık, itibar gibi olmazsa olmaz değerler ilk basamak paspası olarak kullanılıyor. O eşiği atlayan artık edep perdesi yırtılmış deli arı gibi vızırdıyor.
Ortam çok tozlu, iklim çok dumanlı olunca da tilkiyle kurtlar dansa kalkıyorlar. Gözün gözü seçemediği, gönlün gönül olduğunu hissedemediği bu bulanık ve bulaşık çağda nefsi ne verdiyse salıp gidiyor kurban kendini.
Usul usul izlediği videolardan aldığı ezbere tepkilerle, “Ben de bireyim, ben de varım, ben de istiyorum, ben de yaparım.” naralarıyla yürüyüp gidiyorlar. Giderek karanlıklaşan yolunda kime değmiş, kime dokunmuş olursa kendisi gibi kaybolmuş acuzeden başkası değil.
Yirmi bir gün kuralı esasıyla boşluğa bıraktığı kendini bir daha bulup çizgiye çıkarması da imkânsız gibi bir hâl alıyor.
En acısı da erişime kapatıyor beyin kendini hazzın içindeyken. Yüzde otuz gibi bir uyanıklığı varken yapay madde alımında bu yüzde yirmi civarına iniyor. Haz dediğimiz birkaç dakikalık bir şeyken eline aldığın aletle; telefon, tablet, laptop sınırsız bir zaman genişliği buluyor. Zirve yapıp inmediği için stabil bir uyuşuklukla devam ediyor.
Gerçeklik algısı, sanal uyuşukluk, idrak blokesi, zihinsel atalet, miskinlik ve tepkisizlikle nihayet zombiyi buluyor.
Şimdi skandal: bu ortamı yıllarca planlamış, kavala notaları yükleyip tüm sokaklara hoparlör bağlamış bir kötü gücü varken kime neyi gösterip, kimin gözünü açabileceksin?
Karanlığın koyusu zifti geçmişken kurbanlara toz pembeyi anlatamazsın. Silkeleyerek uyanmaz narkoz alan; ilacı kesmek, zamanı temassız geçirmek, belleğe erişimi açmak, zihni arındırmak, zevk tayini ve yeniden kodlamalar, gayret, gayret, gayret…
Sistemli olarak buna odaklanıp çabalayan çıkmasın diye arada skandalın perdesini aralıyorlar. O neler olmuş der gibi izlerken insanlar, arkadan mesajı geçiriyorlar. Sen de orada adı geçen kurbanlardan birisin. Ruhları bile duymadan çiğnenip yutuldular. Sen görmedin, o görmedi, bu görmedi. Göstermedik. İllüzyonla gözlerini, zevkli oyunlarla ruhunu uyuttuk. Seni de yutarken diğerlerini yine uyutacağız. Acı duymak istemiyorsan daha fazla zevk ve daha fazla uykuyu seçmelisin. Zira sonraki bölümde çok daha büyük planların startı verildi bile.
Oyunu yazan arada bir böyle perdeyi aralayıp mutfaktaki halleri gösteriyor. Seyirci aczini idrak etsin, yönetmez egosunu doyursun diye. Gündemi süslü püslü eğlence programlarıyla doldururken, yıllarca psikoloji laboratuvarlarında deneyler sonucu geliştirilmiş oyunları yarışma diye sunup deneyin göbeğine tüm izleyiciyi dâhil ediyorlar. Dışında kalan gruba gerçek şov programları diye toplumun en alt seviyesinde yaşanan çarpık ilişkileri sunuyorlar. O bağlamıyor, etkilemiyorsa bu kez ahlaksızlığın ince ince işlendiği dizileri veriyorlar. Çok mayınlı tarla gibi, atlasan zıplasan birine yakalandığın bu korkunç av ortamında bir de listelenip kayıt altına alınıyorsun. Bir önceki aramandan kayıt tutup sana ukalalık yapan yapay zekâyı kankam diye kaydeden zavallı tekil sürüsü bir topluma dönüştürülüp geliştik naraları attırıyorlar.
Yaptıklarının ucunu gösterip yapacaklarının haberini verirken skandal demeye de utanmıyorlar…
Bu insanlık âlemi için büyük bir rezalet. Rabbim hepimizi muhafaza eylesin…

