Tüketim Topluluğu

24 Görüntüleme
3 Dak. Okuma

Uzun zamandır gözlemlediğim sinsi bir tehlike var. Yavaş yavaş ilerledi; sosyal medya ve televizyon programlarının da etkisiyle hızla yayıldı. Aşırı tüketim, şükürsüzlük, üretmeden daha rahat bir hayata erişme… İnsanlar devamlı bir şikâyet hâlinde, elinde olandan fazlasını istiyor. Paylaşım ve kanaat azaldı.

Otuz kırk yıl öncenin çocukluk yıllarımızda insanlar temel gıdaları toptan alır; şeker, yağ, un, kavurma, sucuk gibi yiyecekleri evlerine yazdan yerleştirirlerdi. Kilerler dolu olur, dışarıdan yemek söylenmezdi. İyi hatırlarım, ilkokulda öğretmenimiz her gün resmî etek döpiyesle derse girerdi. Belki bir ders sezonunda iki veya üç kıyafet değiştirir, adeta mesaj verirdi. Çocuklar olarak önce aileden, sonra okuldan bu ince mesajı aldık.

Evlerde dikiş dikilir, çoraplar hemen atılmaz, tamir edilirdi. Kimsenin kimseyi kıskanmasına aileler müsaade etmezdi. Daha çok arkadaşlık, dostluk ön plandaydı. Hâlâ ilkokul arkadaşlarımla dostluğumuz devam ediyor.

Ve zaman hızla aktı, dünya aynı dünya. Belki de değil… Mevsimler değişir; insan hırsı uğruna dünyayı kirletmiş, ya aşırı sıcaklar gelmiş ya da kuraklık hüküm sürmüştür. Su kaynaklarımızı hoyratça kullanıyoruz. Yeraltı suları heba ediliyor, çoğu şehirlerde altyapı eski, su kayıpları fazla. Tarımda da damıtma yapılmalı, vahşi sulamayı terk etmek zorundayız. Suyun olmadığı yerde hayat olmaz. Acaba evlerde de su tüketimine dikkat ediyor muyuz? Edelim, etmek zorundayız. Ben değil, biz olmalıyız.

Gelelim gıda tüketimine. Evde yapılan yiyecekler hem daha sağlıklı hem de aile bütçesine uygundur. Belki ara sıra dışarıda yesek de bu savurganlık derecesinde olmamalıdır. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; bir fincan kahve fiyatına alacağınız bir paket kahve, size ve ailenize hem güzel bir sohbet fırsatı verir hem de bütçenize katkı sağlar.

Kıyafet, ayakkabı konusuna gelince elbette herkes toplum içinde iyi giyinmek, derli toplu olmak ister. Ancak bunda da israfa kaçtığımızı düşünüyorum. Kimliğimizi kaybetmişçesine çılgın bir tüketim var. Marka kıyafetler, bir giydiğini bir daha giymeyen kadınlar, gençler… Ayakkabı dolapları dolu, her kıyafete bir ayakkabı. Emekle kazanılan paralar kıyafete, hazır yemeklere, dışarıda içilen kahve ve çaylara gidiyor.

Ya ev dizaynı! O da farklı bir dünya. Marka mobilyalar, elektronik aletler, devamlı yenileri çıkınca değiştirilen beyaz eşyalar, hatta avizeler… “Komşuda var, akrabam çocuk odasını yenilemiş, Ayşe Hanım büyük ekran TV almış, Ahmet Bey ankastre serisini yenilemiş, Fatma Hanım mutfak dolabını yenilemiş.” Bu misalleri uzatabiliriz.

Ama şunu da biliriz; mutluluk ne eşyada ne de aşırı tüketimde. Mutluluk ve huzur insanın içinde, ruhunda yaşanmalı. Sağlık olmazsa hiçbir şeyin değeri olmadığını bilmeli, şükretmeliyiz. Yaşam; pozitif enerjinizde, sevdiklerinizle güzel bir sofra etrafında, belki sıcak bir tebessümde, dua ve şükürde.

Sağlık ve mutluluk dileğimle, sevgiler…

Bu İçeriği Paylaş
Bağlantılar:
Aile Danışmanı
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Exit mobile version