Beğeni ve onay almak, çok gösterilmeyen lâkin hep istenen, ille de beklenen bir mefhum insan için. Nedir insanı bu onaya mecbur eden acaba?
Hem cinsinin onun varlığını kabul etmesine bu denli ihtiyaç hissediyor, eksikliği hep tamamlama gayretinde görüyor kendini. Gerek bedeni ile kabul görmek, her giydiği ile kendini ifade etmesine çok önem verirken; gerek fikirleri ile ağzından çıkan her cümlenin okey almasını bekliyor. Bunun arkasında hep bir eksik hissetmek, noksan olmak, yanlış yapmak, hata işlemekten yığdığı kocaman bir yığın yükseliyor.
Yığından çıkan sızıntı ise önce kötü bir koku salgılıyor ki, kendinden ve varlığından kaygı duyuyor.
Bu kaygılar ile inşa ettiği görüntüyü ise kendi zannediyor. Halbuki bu büyük bir yanılgı. Önce bunun bir yanılgı olduğunu fark etmesi gerekecek ki, tedaviye geçebilsin.
İnsanın kendi içine kurduğu şehir bazen çok acımasız oluyor. Bu şehrin sokakları çıkmaz, caddeleri dar ve tek şerit, gittiği yerden geri dönüşü olmayan caddeleri var sanki. Ve bu caddeler ne bir kutlama görmüş ne bir zafer. Hep yenilmiş, yorgun, yetim ve öksüz kayıplar yaşamış. Bu şehrin ışıkları yok ya da yetersiz, suyu çekilmiş, toprağı kurumuş, hatta çatlamış.
Kendi şehrini kendi saplantılarıyla inşa ettiği için de malzemesi kalitesiz. En önemlisi de bu durumu biliyor olması. Ve kendisini bu yıkık ve karanlık şehrin zavallı bir ferdi olarak kabullenmesi.
Çok uğraşmaya, alt yapıya çok da ihtiyaç yok bazen olumsuz durumlardan çıkmak için.
Güneş bazen de küçük bir cam kırığına yansır. Öyle coşkun bir ışık çıkar ki, ne kırık görünür ne de cam.
İnsana da bazen doğru bir insan ilaç olur. Onu coşkun ve parlak birkaç kelime ile kendine dönmesine, kendini yeniden sevmesini hatırlatacak aklı başında biri. Bu bir fırsattır da onun için. Kişi kendinde göremediği güzellikleri ona hatırlatan doğru bir insan.
Yol hep kavisli ve virajlı olacak değil ya. Kendini ve varlığını ispat etmek zorunda olmadığını ilk kez fark etmiştir onun yanında. Bu bir arkadaş olur, kardeş olur, bir yakın olur. Doğru bir zaman, doğru bir insan ile artık fabrika ayarlarına dönmeye yönelir. Her şeye yeniden başlayabilir. Önce içindeki virane şehri, bizzat kendi harap ve virane yaptığı gibi onu yeniden, yeni ve dayanıklı sütunlarla ayağa kaldırabilme gücü olduğunu keşfeder.
Eskiyen ve tedavülden kalkmış tüm malzemeleri ortadan kaldırır önce. Yenilenmek bazen bir tarz değişikliği gerektirir. Bu onu cesaretlendirir de aynı zamanda.
Asıl mesele bu cesareti ertelememek ve ondan vaz geçmeden hemen uygulamaya koyulmak, kalıcı olmasını sağlamaktır.
….
Gönül şehrine yatırım yapmak ille de okuyup, yazmak, bir takım etkinliklere katılmak ile değildir sadece. Önce ille de bir ispat peşinde olmadığını idrak etmekten başlanır. İspat zordur çünkü, ispat yorar çünkü.
Varlığın ispata ihtiyacı yoktur. Her hali ile insana konuşmak, düşünmek ve görüyor olmak var olmak için kafidir. Diğer arayışlar ise yanlış hedeflerdir. Başkası üzerinden varlığına teyit alanların sürekli bu teyide ihtiyaçları olacaktır.
Halbuki her bir birey yanlış yapmaya da, isabet etmeye de yatkındır.
Sadece içindeki potansiyel bir süreliğine yanlış adreslere uğradığı için küstürülmüştür.

















