Sevgili Hayrendiş yazarları, değerli Hayrendiş ekibi ve pek muhterem okuyucularım, Öncelikle yeni yılınızı en içten dileklerimle kutluyorum. Bu yıl hepimiz için verimli, şanslı bol bereketli bir yıl olur inşallah. Yıla bazı pratik bilgilerle başlamak istedim. Bunu yaparken de her zamanki gibi kendi zihnim ve kalemime güveniyorum. Epeydir yazı işlerinde yer alan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki yaratıcı yazarlıkla uğraşıyorsanız…
Çok güzel bakıyor gözlerin, Gözümde canlanıyor tüm anılar. Sonrası düş doluyor sözlerin, Bedenden düşüyor o uçurumlar. Sen yorgun düşüyorsun uykusuz, Benle kalbim zaten yoksunuz. Birileri ses veriyor sesimize, Ama biz beraber susuyoruz. Biraz sessizsin, biraz ıssız, Yalnızız, uçarı yapayalnız. Hadi söyle içinden şarkını, Yalnızlık kalsın yapayalnız. Mesela şuan gülümsüyorsun, Gül oluyor bakıp geçiyorsun. Biliyorum elbet gerçekleri, Sende bendeki seni seviyorsun.…
Kendini sevmek ile kendine tapınmak arasındaki fark çoğu zaman alkışın sesinde gizlidir. Bu deneme, narsizmin gürültüsünden uzaklaşıp özgüvenin sessiz ve kalıcı gücünü fark etmeye davet eder. Hepimizin içinde hiç büyümeyen, her yaptığı resimden sonra "Anne bak!" diye bağıran o çocuk yaşıyor. Görülmek, onaylanmak ve "buradayım" demek en temel ihtiyacımız. Ancak bazen bu masum ihtiyaç, farkında olmadan bizi bir onay bağımlısına…
Aralık ayının son günlerindeyiz. Soğuk havada güzel bir yürüyüş yapmış, eve dönüyorum. Caddenin karşısına geçmek için trafik ışıklarına geldim ve bekliyorum. Bir anda, bana yeşil yanmasını beklerken yine kafamın içinde dolanan binlerce, belki de daha fazla sorularla kendimce hayatı sorguluyorum. Evet ya diyorum kendime, evet! Nasıl da doğru bir benzetme şu anda aklımdan geçenler. Hayatta aynı bu trafik ışıkları gibi.…
Nikos Kazancakis’in Zorba’sı, ilk bakışta hayata dair bir özgürlük övgüsü gibi okunur. Oysa biraz durup bakınca, romanın asıl meselesinin özgürlük değil; özgür olamamanın fark edilmesi olduğu barizdir. Zorba, canlı kanlı yaşayan bir adamdır. Onu anlatan her kim ise hayatı anlamaya çalışan biri. Aralarındaki fark tam olarak budur. Bunu bilmek gerekir. Romanın anlatıcısı kitaplarla büyümüş, düşünerek ilerleyen, her şeyi zihninde tartan…
Sevgili okurlar, Sizlere kıymetli meslektaşım, Türkçe öğretmeni Umut Süzgen’in ilk şiir kitabı…

Savaşlardan, sefaletten, acılardan uzak kalacağımız yeni bir yıla mı “Merhaba” dedik acaba……
Kış ayları geldiğinde, geçmek bilmeyen soğuk algınlığı, öksürük ve nefes darlığı gibi…
İnsanın kalbi bazen bir savaş meydanı gibidir. İçinde ne mermisi kalmış bir…
Manastırın biraz uğursuz müdür yardımcısı öğretmen Sonem, “Bugün sıra sende.” dedi. “Hımm…”…
İnsan, insandan insana olan davranışlara bir mana ve anlam vermeye çalışırken genellikle…
Kalıplaşmış düşüncelerimi, tabularımı, toplumsal konformist normlarımı ve dokunulmaz olan bütün dogmalarımı sorgulama…
İçindeki hırs gözünü kör etmişti. Aldığı kararların doğruluğunu sorgulamadığı gibi yürüdüğü yolların…
Sevmek, dünyanın en eski eylemi, insanın en gizli iç keşfi duygusudur. Sevmekle başlamaz mı her hikaye, her yolculuk? O hikayeler yolculuğun teminatı değil midir? İçimizden gelen o samimiyet keşfe çıkarır…



Hesabınıza giriş yapın