İnsanın yönelimlerinin davranışlarını etkilediği düşünüldüğünde, davranışların temel dayanağı olan duyguların yaşam üzerindeki belirleyici rolü açıkça görülür. Bu nedenle doğru davranışları geliştirebilmek, öncelikle duyguların farkındalığını gerektirir. Bu durum ne yazık ki toplumsal bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplum olarak bu sancıyı hissetmekte; ancak onun temel nedenlerine inmeye yeterince yönelmemekteyiz. Oysa duygularımız başlı başına bir problem değildir; aksine, kontrol altına alınabildiğinde insanı kemal derecesine taşıyabilecek bir potansiyele sahiptir. Sühreverdi insanı “nur ile karanlık arasında bulunan bir varlık” olarak tanımlar. Nefsin karanlık yönü insanı aşağıya çekerken, arınmış hâli onu aydınlığa yöneltir. İşte tam burada, yaşadığımız toplumsal tıkanıklığın temelinde nefsin terbiyesi meselesinin ihmal edilmesi yatmaktadır. Çünkü nefsin arınması ancak terbiyeyle mümkündür. Bu terbiye sürecinde insanın içsel bir denge kurması zorunludur. Bu yazımda da bu konuyu açmayı yani duygularımızdaki denge meselesini ele almayı amaçlıyorum.
Denge kavramını sistemli biçimde ele alan İslam filozoflarından biri İbn Miskeveyh’tir. Ona göre insan, itidal davranma becerisini geliştirdiği ölçüde erdeme ulaşabilir. Öfke duygusunun fazlası saldırganlığa, eksikliği ise korkaklığa yol açar; dengelendiğinde ise cesaret erdemi ortaya çıkar. Bu yaklaşım, çoğu zaman göz ardı ettiğimiz pek çok problemli durumun aslında duyguların dengesizliğinden kaynaklandığını da açıkça göstermektedir.
Hayatımızın kontrolünü duygularımızın eline bıraktığımızda, işte bu iki kavram yani ifrat ile tefrit arasında savrularak hatalarla dolu bir ömür sürmemiz kaçınılmaz olacaktır. Bu gerçeği fark ettiğimizde, İbn Miskeveyh’in akıl olgusuna neden bu denli güçlü bir vurgu yaptığını daha iyi anlayabiliriz. İbn Miskeveyh’e göre denge, ancak aklın rehberliğinde geliştirilebilir. Akla vurgu yapan bir dinin mensupları olduğumuz bilinciyle hareket ettiğimizde ise bu ayrıntıyı fark etmek daha da anlamlı hâle gelecektir. Aklın kontrolünde sürdürülen bir hayat, insana yeni bir perspektif kazandırır; daha şeffaf, daha olgun, daha derinlikli ve aynı zamanda daha tevazu sahibi bir dönüşüm sunar. Bu dönüşüm bir inkılaptır; çünkü insanın ruhunda köklü bir değişim ve olgunlaşma meydana getirir.
Bu noktaya ulaşmanın imkânsız olduğunu düşünmek yerine, insan aklının rehberliğinde yeni bir bakış açısı geliştirmenin mümkün olduğunu kabul etmek gerekir. Aklın yönlendirdiği bir nefis terbiyesi, insanı daha tutarlı ve sağlam bir hayat çizgisine ulaştırır. Elbette bu süreç zor görünebilir. Ancak bu zorluğun temelinde insanın kendine yabancı kalması yatar. Kendine ulaşan insan, bakış açısını genişleterek nadanlıktan erdemliliğe doğru bir yol alır.
Bununla birlikte insan, yaratılışı gereği bir sınav hâli içindedir. Bu sınavı başarıyla verebilmek de yine aklın rehberliğinde dengeyi kurabilmeye bağlıdır. Dengeli düşünme, problemleri çözmeye odaklanma ve zihinsel gücü etkin kullanma becerisi akıl sayesinde gelişir. Tıpkı bir sınav kâğıdındaki soruları dikkat ve muhakeme ile çözmek gibi, hayatın meseleleri de ancak akıl ve denge ile aşılabilir.
Dengeye ulaşmada iç olgunluk mertebelerinin önemine dikkat etmek gerekir. Eyüp Peygamber’in kıssasında, güçlü ve sınırsız bir teslimiyetin dahi insan için mutlak ve kesintisiz bir hâl olup olamayacağı sorusu zihnimizde bir ipucu olarak belirmektedir. Zira Eyüp Peygamber’in imtihanının son bulmasını Rabbinden niyaz etmesi, sabrın insanî bir sınırının bulunduğunu düşündürmektedir.
Acaba teslimiyette bile gücümüzü aşan bir durumun varlığından söz edebilir miyiz? İnsan sınırlı bir varlıktır; bu sınırlılığı hayatta tutabilecek ve anlamlı kılabilecek güç ise içsel dengeyi yakalayabilmesidir. Elbette her şeyin en doğrusunu Yüce Allah bilir. Ancak şahsî kanaatim şudur ki; her işimizde, davranışımızda, hissedişimizde ve imtihanlarımızda — kısacası insana dair her hâlde — daima bir denge gereklidir. Bu husus, katiyen göz ardı edilemeyecek bir hakikattir. Dengeye özellikle vurgu yapıyorum; çünkü hem kendim hem de siz değerli okurlarım için dengeli bir yaşamın mümkün ve gerekli olduğuna inanıyorum.
Her daim dengede kalabilme umudu ile…


















