Başımıza gelecekleri seçemeyiz, ama bakış açımızı seçebiliriz…
Bak şimdi… Ben bu cümleyi düşündüğümde aklıma hep şu geliyor. İnsan hayatını hep bir plan üzere yaşamak ister. Hani diyoruz ya “şunu yapacağım, bunu yapacağım, böyle olacak” diye. Ama hayatımız bu plana pek aldırış etmiyor. Kendi yolunu çiziyor. Biz de o yolun yolcusuyuz ya zaten. Hiç hesapta olmayan şeyler çıkıyor karşımıza. Yeni insanlar, yeni durumlar, yeni dertler, vs. yeni kapılar açılıyor ardı ardınca… İşte yapacağımız tek şey, bu olay başımıza geldi ama ona nasıl müdahale edebileceğimiz.
Aslında bize en güzel örnek “üsve-i hasene” olan Peygamberimizdir (s.a.v.) . O ki insanları hakka çağırmak için Taif’e gittiğinde, onu dinlemek yerine çocukları ve insanları üzerine saldılar, taşladılar.
Ayakları kan içinde kaldı ve o anda Cebrail (as) geldi ve dedi ki:
“İstersen şu iki dağı onların üzerine kapatayım.” Yani istese o kavim helak olacaktı.
Ama Efendimiz (s.a.v.) şöyle dedi:
“Hayır…
Belki onların soyundan Allah’a iman edenler çıkar.”
Kendisine taş atanlara bile beddua etmedi.
İşte başımıza gelenleri her zaman seçemeyiz. Ama olaylara nasıl bakacağımızı seçebiliriz. Taif’te taşlanan bir insan beddua da edebilirdi. Ama Efendimiz rahmeti seçti.
İşte Müslümanın farkı burada ortaya çıkar. Olaylar değil, bakış açımız kaderimizi şekillendirebilir. Düşünülesi ve idrak edilesi bir durum.
Ama her insan aynı pencereden bakmayabilir. Olay şu ki “yağmur yağıyor mesela, biri hava bozdu der, diğeri toprak nefes aldı der.” Yağmur aynı yağmur, öyle değil mi? Ama bakan göz başka.
Şuna inanmalıyız… Hayatın içinden geçiyoruz. Kimi büyük dertler, kimi küçük dersler. Her şeyi yük yapmak zorunda da değiliz. Eskiden büyüttüğümüz şeylere şimdi gülüp geçebiliriz. Anlamaya çalışmak idealimiz olsun. Bazı şeyler sadece düşündürmek için de geliyor.
Ve insanın bakış açısı değişince, hayatın kendisi bile değişmiş gibi geliyor. Vesselam.


















