Bir ara sanki, “Sana sarılınca hayata adapte olamıyorum. Çünkü sana sarılmak hayattaki her şeyden daha güzel” dedi. Evet, öyle söylemişti. Farklı ve güzel şeyler söylerdi birden bire ve ben o cümlelerin büyüsüne kapılıp çok inanırdım ona. Yok ama, sözleri değildi beni aşkistan diyarının en mutlu adamı yapan ya da sadece onlar değildi. Ben ona âşıktım ve onda olan her şey en güzel şeylerdi. Öyle âşıklığa istidadı olan biri de değildim üstelik ben. Ama ne bileyim işte, o öyle böyle değil, acayip bir şeydi.
Kendi hâlinde, sepetine mantar toplayan bir adamken ben, birden bire karşıma çıkıverdi. Gariptir ama benimle hiç mantar toplamaya çıkmadı. 🙂
Onun yanında aldığım nefes bile başkaydı. Yani ondan uzakken her şey sahte, hatta rüya gibi silik, gerçek olmaktan uzaktı. Yanında bir yudum su içsem su içtiğimi anlıyordum mesela. Belki de aşkın kendisi böyle bir şeydi. Zaten o gün hava çok sıcaktı, sularsa soğuk… Bir çiçek vardı hatırlıyorum, yaz sonu sıcağında sanki bizim için açmıştı. Âh, o günü yazmayı nasıl da isterdim. Kocabaş’tan falan da bahsederdim üstelik. Başını omzuma yaslayışı cümle oluverirdi aşkın duygusuna kapılıp da öyle. Çiçeğin rengini neden çok sevdiğimi o gün ona söyleyememiştim. O günün yazılacak ne çok şeyi vardı hem. Aslında tam yazacaktım, fakat işte öyle oldu. Zaten hava da baya sıcaktı.
Sonbaharda aşklaşıp, karlı kışta buluşup, bir yaz sonu sıcağında son kez sarılıvermiştik. Ve işte o son bakıştaki o gözler; aklımızda, kalbimizde, içimizde kalıvermişti. (Güzel şarkı ama ne çok dinletti hem kendini.)
Ben onu neden sevdimdi mesele değil mi? Dostum, sevmemek imkânsızdı. Onda bir şeyi buldum, kendimde onu gördüm. Et tırnak falan değil, bir ruhu ikiye bölmekti ayrılık. Girmem şimdi o ruh eşi meselelerine falan; çünkü daha da öte, ötenin de ötesinde… Özden gelen bir bağ, her şeyiyle bir aynılık. Ve sonra gariptir ki ayrılık…
Hasret ki en ağır yüktür özleyene… (Daha evvel de demiştik bunu.) Hadi şimdi kabuktan sıyrılıversin de öz dizi dizi…
Biz, hayattaki her şeyden daha güzeldik. Kendi güzelliklerimizde, kendi masalımızı yaşayacağımız düşlerimiz vardı. Gülüşlerimiz vardı hem de bazen karın ağrıtası… Çok şeyimiz vardı da bizim. Ama öyle işte…
Çayından son bir yudum daha almadan önce böyle şeyler dedi adam.
Yani dostlar;
Seven bir adam ve sevilen bir kadın varmış bir zamanlar. Sonra hikâye bir yazarın kalemine düşmüş. Mevsimler geçmiş, kuşlar göçmüş…
Sabahları erkenden kalkın ve hep sevgiyle kalın.
















