İnsanın kalbi bazen bir savaş meydanı gibidir. İçinde ne mermisi kalmış bir silah, ne de çekilmeyi bekleyen bir kılıç vardır. Yorgunluk, sevdanın en ağır yenilgisi olur. Aşk, çoğu zaman gururun ellerinde kaybolur; biz farkına varmadan, en kıymetli duygularımızı sessizce feda ederiz. Yürüdüğümüz yollar, ıslak kaldırımlar, loş ışıklar ve uzaklardan gelen bir keman sesi… Hepsi bize hatırlatır ki, hayatın her köşesinde bir hatıra saklıdır. Bir şehrin sessizliği bile, içimizdeki boşluğu yankılar. Ve biz, adımlarımızı o seslere doğru sürüklerken, aslında kendi içimize doğru yürürüz. Umudu baharlara bırakmak, çiçekleri geleceğe emanet etmek… Bu, insanın kendi kendine verdiği en büyük sözdür. Çünkü umut, bir baharın çiçeği değil, bir ruhun dirilişidir. Yüzümüzde yıllar birikir, ama içimizdeki kadın ya da adam hâlâ genç bir ışığın ardında koşar. Aşkı kaybetmek, aslında kendimizi bulmanın bir yoludur. Çünkü her ayrılık, bizi kendi içimize döndürür. Ve biz, kalbimizin derinliklerinde, yeniden doğacak bir baharın tohumlarını saklarız.
Yola çıktım, sabahın ilk ışıklarıyla.
Şehrin dar sokakları, içimdeki sıkıntıyı fısıldıyordu.
Her pencere, bir hatıranın gözü gibi bakıyordu bana.
Islak kaldırımlarda yürürken,
Adımlarım eski bir şarkının yankısını taşıdı.
Bir keman sesi, uzaklardan çağırdı beni.
O ses, ayrılığın ve umudun aynı anda konuştuğu bir dil gibiydi.
Dağların eteklerinde durdum.
Rüzgâr, yüzüme eski sevgilerin izini getirdi.
Her taş, bir hatıra;
Her gölge, bir veda’ydı.
Deniz kıyısına vardım.
Dalgalar, kalbimin gizli akışını taşıyordu.
Her dalga, bir ayrılık;
Her köpük, bir yeniden doğuştu.
Seferim bitmedi, yol hâlâ önümde.
Her şehirde bir iz,
Her yolculukta bir ders var.
Ve ben, taşlarla örülmüş yolların sonunda
Kendime doğru yürümeye devam ediyorum.
İnsanın en büyük yanılgısı, hayatı sonsuz sanmasıdır. Oysa aşk, bir gökyüzü gibi değişir; bazen bulutlarla kapanır, bazen güneşle parlar. Biz çoğu zaman bu değişimi kabullenmek yerine, gururun sert duvarlarına çarparız. Ve işte o an, kalbimizdeki en güzel baharı kendi ellerimizle kışa çeviririz. Ayrılık, sadece iki insanın birbirinden uzaklaşması değildir. Ayrılık, insanın kendi içindeki sesle yüzleşmesidir. Bir keman sesi gibi uzaktan gelir, önce hüzün verir, sonra bir hatırlatma: “Sen hâlâ yaşıyorsun, hâlâ umut edebilirsin.” Umudu baharlara bırakmak, aslında kendini geleceğe emanet etmektir. Çünkü insan, ne kadar yorgun olursa olsun, içindeki ışığı tamamen söndüremez. Yüzümüzde yıllar birikir, saçlarımızda zamanın izleri görünür; ama ruhumuzda saklı kalan gençlik, her baharda yeniden filizlenir. Ve belki de aşkın en büyük öğretisi budur: Sevmek, kaybetmek, unutmak… Sonunda hepsi bizi kendimize döndürür. Çünkü insan, en derin yarasında bile yeniden doğacak bir çiçeğin tohumunu taşır,
Aşk, yalnızca iki kalbin birbirine dokunuşu değildir. Aşk, insanın Rabbine doğru yürüyüşüdür. Ayrılık, aslında vuslatın hazırlığıdır; çünkü her kayıp, bizi daha derin bir teslimiyete çağırır. Tevekkül, zincirin anahtarıdır; sabır, düğümü çözen sırdır. Kalbin yolculuğu, şehirlerden geçer, dağlardan iner, denizlere ulaşır; ama sonunda hep aynı kapıya varır; içimizdeki ilahi ışığa. Ve biz, o ışığı bulduğumuzda, ne ayrılık kalır ne de gurur. Sadece hakikatin huzuru kalır, vesselam.

















