Babür bir gün, sıradan bir sinir anında telefonu sessize aldı. Amacı sadece biraz huzur bulmaktı. Ama üç saat sonra fark etti ki o, aslında huzuru değil, dünyayla olan görünmez göbek bağını kesmişti. Resmen iletişimden istifa etmişti ama kimsenin istifadan haberi yoktu.
İlk başta her şey rüya gibiydi. Ne bildirim sesi ne o sinir bozucu mesaj titreşimi… Ev sessiz, Babür sakin. Ama sonra o iç ses başladı:
“Acaba kimse aramadı mı yoksa ben artık kimsenin ‘favori kişiler’ listesinde değil miyim?”
Sessizlik güzel şeydi ama Babür gibi birine fazla gelince tehlikeliydi. Bir noktadan sonra olay “bildirim gelmiyor”dan çıktı, “kesin bensiz yeni bir grup kurdular, şu an bensiz gülüyorlar” hissine evrildi.
O sessizlikte telefonun ışığı bile Babür’e trip atıyor gibiydi. Ekran kapalıydı ama Babür bakmaya devam ediyordu. En son lise aşkına bu kadar odaklanmış, o kadar yoğun bakmıştı.
Kendi kendine bir söz verdi: “Bu akşam telefona dokunmayacağım.” Yarım saat geçti. Eli kendi kendine hareket etmeye başladı. Hiç bildirim yoktu ama Babür yine de ekranı kaydırıyordu. Ekran yenilemek onun için modern çağın tespihi olmuştu.
Her kaydırmada bir ümit: “Belki bu sefer…”
Sonuç: Yine yok.
Skor Tablosu:
Sessizlik: 1 – 0 Babür’ün Egosu
Babür o an fark etti: Telefon sadece bir cihaz değil, modern insanın yalnızlık barometresiydi. Telefon susunca içeride bir yerlerde koca bir boşluk yankılanıyordu. Sanki ruh hâli, evdeki modemin üzerindeki o yanıp sönen yeşil ışığa bağlıydı.
O akşam direndi. Telefon komodinde, Babür kanepede. Bir ara gerçekten bir huzur dalgası geldi. Kendi nefesini duydu, kahvesinden bir yudum aldı, saatin tıkırtısını dinledi… Dışarıdan bir köpek havladı. “Demek ki” dedi Babür, “hayatın sesi telefon kapalıyken de akıyormuş.”
Tam o aydınlanma anında refleksle ekrana uzandı. Bir mesaj: “Nerdesin?” Cevap yazmadı. Ama bıyık altından gülerek düşündü: “Buradayım. Gerçekten buradayım ve şu an kapsama alanı dışındayım.”
Babür sonunda şunu anladı: Telefonu sessize almak aslında kafanın içindeki o bitmek bilmeyen pazar yerini susturmak demekmiş. Şimdi telefonu sık sık sessize alıyor. Kimseden kaçmak için değil, kendine yer açmak için.
Artık telefon çalmadığında üzülmüyor. Çünkü biliyor ki hayat bazen o çekmeyen dişlerin arasında saklanan sessiz bir mizah; derinden ama çok komik.
Babür o gece telefonunu şarja takarken şunu fark etti: Şarjı biten sadece telefon değil, kendi sabrıydı. Her bildirime asker gibi selam durmaktan, her “mavi tık” peşinde koşmaktan yorulmuştu. Telefonu sessize almak aslında bir kaçış değil, bir “geri dönüş” operasyonuydu.
Sonunda evdeki o derin sessizlikle barıştı. Anladı ki dünya o bakmasa da dönmeye, arkadaşlar o yazmasa da gülmeye devam ediyordu. Ve bu sandığının aksine korkutucu değil, özgürleştirici bir şeydi. Babür artık “çevrimiçi” olmanın yükünü değil, “yerinde olmanın” keyfini çıkarmaya karar verdi.
Eline kalemini aldı ve o meşhur defterine son noktayı koydu:
Şubat ayı aforizma 1
“Bir insanın gerçek yalnızlığı, telefonu sessize aldığında değil; ekranı kaydırdığında ‘yeni içerik yok’ yazısını gördüğünde başlar.”
Şubat ayı aforizma 2
“Uçak moduna almak için uçağa binmeye gerek yokmuş; insanın bazen sadece kendi iç dünyasına iniş yapması yetiyormuş.”
Şubat ayı aforizma 3
“Eskiden ‘sesim geliyor mu?’ diye sorardık, şimdi ‘sesimi duyuyor muyum?’ diye sorma vakti. Cevap sessizlikse hatlar nihayet düzelmiş demektir.”
















