Boykot, ilk bakışta ekonomik bir tercih gibi görünse de özünde ahlâkî ve doğal bir tavırdır. Sözlük anlamıyla bir kişi, kurum ya da ülkenin ürün ve hizmetlerini bilinçli olarak satın almama ve kullanmama eylemi olarak tanımlanan boykot; tarihsel süreçte yalnızca ekonomik bir yaptırım değil, aynı zamanda bir kimlik beyanı ve irade inşası olarak tezahür etmiştir.
Bu bağlamda boykot, pasif bir geri çekiliş değil; bilinçli bir mesafe koyuş, sistematik bir reddiye ve ahlâkî bir direniştir.
Boykot; düşmanın malı, malzemesi ve gıdası ile beslenmemek; onunla hemhâl olmamak; ona benzememek; onun kontrolü altına girmemek ve nihayet düşmana mahkûm olmamaktır. Boykot, bir eylemden öte bir bilinçtir; süreklilik arz eden bir motivasyon ve diri tutulması gereken bir irade hâlidir.
Birçok coğrafyada boykot, “tüketim” üzerinden kurulan tahakküme karşı bir özgürleşme pratiği olarak ortaya çıkmıştır.
Küresel kapitalist sistem, tüketimi salt ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkararak kimlik üretim mekanizmasına dönüştürmüştür. İnsan, neyi satın alıyorsa onunla tanımlanmakta; hangi markayı tüketiyorsa onun kültürel kodlarıyla biçimlenmektedir.
Bu bağlamda tüketim, bir “aidiyet” üretir.
Tam da bu noktada boykotun anlamı boyutu ortaya çıkar:
Düşmanın malı ile beslenmek, onun ekonomik gücünü artırmakla kalmaz; onun kültürel kodlarını, değerler sistemini ve yaşam tarzını da içselleştirmeye kapı aralar.
Ekonomik bağımlılık zamanla zihinsel bağımlılığa dönüşür. Sürekli aynı kaynaklardan beslenen bir toplum, eleştirdiği yapının finansörü hâline gelir.
Bu durum, çelişkili bir varoluş üretir: Söylemde karşı olmak, eylemde destek olmak.
Boykot, bu çelişkiyi reddetmektir.
Boykot, “söz” ile “amel” arasındaki mesafeyi kapatma çabasıdır.
Boykot, iradenin ticarî alışkanlıklara teslim edilmemesidir.
Her medeniyet kendi ekonomik ağı üzerinden varlığını sürdürür. Ekonomik ağlar yalnızca mal dolaşımı değil; kültür, değer ve ideoloji dolaşımı da sağlar. Bu nedenle bir toplumun sürekli olarak karşıt gördüğü bir yapının ürünleriyle beslenmesi, zamanla o yapıya benzeşmesine yol açar.
Benzeşme, önce dilde başlar; sonra zevklerde, tercihlerde ve nihayet dünya tasavvurunda kendini gösterir.
Bu süreç fark edilmeden ilerler. İşte boykot, bu sinsi dönüşüme karşı bir set işlevi görür.
Boykot demek:
- Düşmanın gıdasıyla beslenmemek,
- Onun malzemesiyle kimlik inşa etmemek,
- Onun estetik ve kültürel kodlarını normalleştirmemek,
- Onun ekonomik zincirine halkalanmamak
demektir.
Bu yönüyle boykot, bir “mesafe bilinci”dir. Mesafe ise bağımsızlığın ön şartıdır.
Ekonomik bağımlılık, uzun vadede siyasî ve kültürel mahkûmiyet üretir. Sürekli olarak aynı güç odaklarının ürünlerine muhtaç olan toplumlar, kriz anlarında irade gösterme kabiliyetini kaybederler. Çünkü ekonomik ağlar, modern çağın görünmez prangalarıdır.
Boykot, bu prangaları gevşetme girişimidir.
Boykot, “alternatif üretim” ve “yerli bilinç” çağrısıdır.
Boykot, pasif bir öfke değil; aktif bir inşa sürecidir.
Ancak burada kritik olan nokta sürekliliktir. Anlık tepkiler, duygusal dalgalanmalar ya da gündem odaklı çıkışlar boykot bilincini diri tutmaya yetmez.
Boykot bir refleks değil; bir disiplin olmalıdır. Bir kampanya değil; bir karakter meselesi hâline gelmelidir.
Boykot fikri, motivasyonu ve bilinci sürekli diri tutulmadıkça zamanla sıradanlaşır, zayıflar ve yerini alışkanlıklara bırakır. Oysa bilinç, sürekli beslenmek zorundadır. Eğitimle, medya ile, akademik üretimle ve kamusal söylemle desteklenmeyen bir boykot kültürü kalıcı olamaz.
Bu noktada entelektüellere, akademisyenlere, kanaat önderlerine ve sivil topluma büyük sorumluluk düşmektedir.
Boykot; hamasi sloganlarla değil, tutarlı analizlerle ve sürdürülebilir stratejilerle güç kazanır.
Söylemimiz ile tüketim tercihlerimiz ne kadar örtüşüyor?
Eleştirdiğimiz yapının ekonomik çarkını biz mi döndürüyoruz?
Tepkimizi yalnızca sözle mi gösteriyoruz, yoksa hayat tarzımıza da yansıtıyor muyuz?
Bu sorulara verilecek samimi cevaplar, boykotun gerçek anlamını belirleyecektir.
Boykot, yalnızca alışveriş sepetini değiştirmek değildir; zihinsel konumlanışı değiştirmektir.
Düşmanın malı ile beslenmemek; onunla hemhâl olmamak; ona benzememek ve onun kontrolü altına girmemek, bağımsız bir kimliğin temel şartıdır.
Boykot, mahkûmiyete razı olmamaktır.
Boykot, iradeyi korumaktır.
Boykot, ekonomik zincirleri sorgulamaktır.
Boykot, kendi öz kaynaklarına yönelme cesaretidir.
Ve en önemlisi:
Boykot, unutulursa zayıflar; diri tutulursa güçlenir.
Bu nedenle boykot, dönemsel bir tepki değil; süreklilik arz eden bir bilinç hâli olmalıdır. Çünkü bağımsızlık, yalnızca siyasî sınırlarla değil; ekonomik tercihlerle de korunmalıdır.
Ya tüketerek beslediğimiz sistemin parçası olacağız ya da bilinçli tercihlerimizle kendi irademizi inşa edeceğiz.
Boykot, bu iki yol arasındaki ahlâkî tercihtir.
















