Hayatta hep bir şeyler olur mutlaka.
İyi ya da kötü fark etmez. Ama bir şeyler hep olur…
İnsana ve hayata değen her bir çizginin eğri büğrü olmasından da belli değil mi bu?
Bazen dünyanın en ağır yükünün altında ezilmiş hissedersin kendini.
Bazen de o yüklerin üstüne çıkıp zafer bayrağını dikeceğin günü hayal edersin.
“Başarırsam daha güçlü, başaramazsam da yeni bir şeyler öğrenmiş olurum.” diyen birinden dünyanın tüm geri kalanının nasıl da çok korktuğunu bilenlerden olmak lazım belki de.
İçinde sırf “dert” kelimesi geçiyor diye bu kelimeden asla korkmamalı.
Şimdi bu “dert” dediğim şey hayatına anlam katabilecek, insan olduğunun farkına vardırabilecek, sana iyi gelecek olan türden bir şey.
İnsanı diğer canlılardan ayırt edecek olan bu kadim sır, edindiği dertlerle başka gönüllere girebilenlerin en büyük sırrı belki de.
Hangi kelimeyi nasıl seversen, nasıl bir anlam yüklersen onunla öyle geçinip gidersin. “Dert” de o türden bir şey.
Sen ona, o sana hep aynı yerden bakarsınız.
Her kelimenin bir kokusu bir rengi var derler.
Kimi kelime çocukluğuna, gençliğine, mutlu anlarına, kimisi de zor ve acılı günlerine götürüp tam ortasına bırakır seni.
Kimi ayrılığı, acıyı kimi de mutluluğu, sevinci anımsatır.
Kimi soğuğu, kimi sıcağı, kimi de gidenin ardından esen o amansız rüzgarı.
Dert edinmek bu yüzden bambaşka bir şey…
Neyi dert edersen et, çıktığın yoldan eminsen sonuç ne olursa olsun o dert illaki seni büyütmüş olacak…Sen fark etmesen de.
Derdi hep zor, yenilmez, mücadeleci görmemeli.
Dertleri ezdikçe, üzerinden geçtikçe, düğümlerini çözdükçe güçlenir insan.
Senin yaptığın en büyük hata; hayatta hep kolay olana yönelip, zor olanları hep ötelemen olmadı mı? Sürekli görmezden geldiğin her şey gün gelip oyunu sonradan bozmadı mı?
Yapma! Seni hayata hazırlayacak, pişirecek, yoğuracak olan şeyler, önce sana zor gelen şeyler olacak. Bu yüzden zordan başlamak güzeldir.
Ne demiş Hz. Mevlana: ‘’Zor olacak ki imtihan olsun’’
Hayatta iki tür dert olduğuna inanmalı.
Biri sen yerindeyken gelip bir şekilde yapışanlar. Burada durup kendine anlam çıkarman gerekir. Burada senin için bir mesaj var mı? Her şeyden önce bunun çözümüne kafa yormalısın. Bu dert sana gerçekten durup dururken mi geldi?
“Sabır derdin arkasını kollar.” İçini ferah tut.
Diğeri ise senin severek isteyerek ulaştığın, sahiplenip, bilerek dert edindiklerin.
Senden haberdar bile olmayanlara yaptığın iyilikler…
Kısacası, bahçendeki baharı başka bahçelere taşımak istersin. (Hayatta paylaşmanın tek tarifi bence bu olmalı.)
Hiç gitmediğin ve hiç göremeyeceğin köy okullarına kitaplar yollamayı dert edinmişsindir mesela.
Görmeyenlere kitap okumayı sevmişsindir. Sesinle fethedersin bu sefer de gönülleri.
Başkalarının mutluluğu için dert edinmek.
Başkaları için bir iyi bir şeyler yapıyor olmanın o kutsal hissi, en büyük armağandır o gönüllere…
Ne mutlu farkına varıp ta böyle hissedip, o ilahi gücü kalplerinde yaşayanlara ve yaşatanlara.
Derde düşen gönüller büyüdükçe, içindeki dertler o kadar küçülür.

















