“Dünya haritası bazen bir çağrı gibi düşer insanın içine; o çağrıya kulak verenler için yol hiç bitmez.”
Kim sevmez ki estetik, zevkli ve gösterişli olanı?
Doğa dışında bunları arayıp bulmanın yolu çoğu zaman paradan geçmiyor mu zaten? Elbette ben de severim dünya nimetlerini. Oysa zamanla şunu anladım: Gezmek, görmek; hoş bir elbiseden, havalı bir arabadan ya da şatafatlı bir evden daha kıymetliymiş.
Elbette gezip görmek için de para gerekir. Ama insan biraz da kazandığını nereye harcayacağına kendi karar verir.
Kimi insan evinin, arabasının güzel olmasını ister; ona iyi gelen budur. Kimisi giyimde kuşamda bulur mutluluğu. Bazısı eğitime, öğrenmeye harcar kazandığını. Bazısı da bir kez dünya haritasının üzerinde yolculuğun tadını aldı mı artık önüne geçemez.
İşte ben de bu satırları sabah 04.55’te, pek şatafatlı olmayan ama gezip gördüklerimin heybemde biriktiği bir otel odasında yazıyorum.
Seyahatlerin en güzel tarafı; farklı kültürlerin varlığını öğrenirken nice doğa harikasını görmek, tarih kokan yapılar arasında dolaşıp adeta geçmişe de yolculuk edebilmek. Tabii ki dünya nimetlerinin gözdesi olan çeşitli yiyecekleri ve içecekleri tatmak da turistliğin şanındandır.
Bunca gezi için elbette hareketli bacaklar ve meraklı bir zihin gerekir. İşte bunlar insanı zinde tutuyor. Gün içinde atman gereken adımları atarken zihnin de araştırmaya, öğrenmeye devam ediyor. Gözlerin gördükleri, kulakların duydukları hafızada yer ediyor.
Ve bütün bunlar ailemize iyi geliyor.
Birlikte merak ediyor, yeni yerler keşfediyoruz. Birlikte heyecanlanıyor, bazen kararsız kalıyor, bazen kararlar alıyoruz. Onlarca anı biriktiriyoruz. Bazen yollar zorlaşıyor ama hikâyenin sonunda —hatta çoğu zaman ortasında— çok gülüp eğleniyoruz.
Eve dönüşlerde tatlı bir yorgunluk da bizimle geliyor. Evimizin masasında hoş bir kahve yudumlarken yüzümüzde hep o tebessüm oluyor. Ve daha o anlarda bir sonraki gezinin planı yeniden düşüyor akıllara.
“Durun, daha yeni geldiniz,” demeyin.
Siz hiç sahne tozu yuttunuz mu? Ben yuttum; işte oradan biliyorum. Bu da biraz öyle bir şey. Ama bu kısmı başka bir yazının konusu olsun.
Biz şimdi arkamıza yaslanıp yeni seyahat planları yapalım. Allah önce sağlık, sıhhat, afiyet versin; sonrası yine seyahat…
E bir de para… Tabii ki bereketlisinden. Bizim nereye harcadığımız belli. Sizinkini bilmem ama belki bu yazıya denk gelenin kahvesinde üç vakte kadar bir yol görünür.
Belli ki bizim yolumuz daha bitmedi; kahvemiz bitmeden yenileri görünüyor.

















