Hani bir harf öğretinin kırk yıl kölesi olacaktık? Olabilenlere ne mutlu, değil mi? Şimdi tam da küçücük bedeni, kocaman yüreği ile bırakın kırk yıl köle olmaya aday, bir ömür köle olmaya amade bir öğrenciden bahsetmek istiyorum. Bugün sabah işe giderken bir arkadaşın arabasındaydım. Kreşe giden çocuğunu okula, sonra da beni iş yerime bırakacaktı. Ha, bu arada şunu da eklemezsem çatlarım: Parayı da bir o kadar sever bizim bacaksız. Neyse, konumuz bu değil zaten. Ufaklığın elinde bir zarf var. Sinirli kafa, bak, bu çocuk çok hasta; zarfa tedavisi için para koyacağız. Sen de verir misin diye öyle içten bakış atmasının arkasında sizce kim vardır?
Cevap: Öğretmeni…
Okul harçlığını SMA hastası ve hiç tanımadığı bir çocuk için seve seve paylaşmaktan mutluluk duyan bir okul öncesi öğrencinin edinmiş olduğu sağ duyulu hareketin mimarı sizce kimdir?
Cevap: Öğretmeni…
Neyse, okulun önünde beklerken arkadaş biraz gecikti. Okul kantininden çocuğuna meyve suyu aldığını, artan paraya da zarftaki paraya eklemek üzere ufaklığın el koyduğunu anlatırken şöyle dedi: Öğretmen ne kadar önemli, değil mi ahbap? Susmak en güzel cevaptı benim için. Belki yüzlerce cümle kurabilirdim o an, ama bir öğrencisi tarafından hayattan koparılan Fatma Nur ÇELİK öğretmen aklıma düşünce dakikalardır içimde biriken sevincim boğazımda düğümlendi.
İşte iki manzara! Biri için otur, onlarca şiir yaz; diğeri için sonsuz bir ağıt…
Elleri öpülesi öğretmenlerimizin KÖLESİ olamasak da ECELİ olmayalım, olmaz mı?
















