Hayatta çoğu şey bir anda olmaz. Kontrol de bir anda kaybedilmez. Genellikle küçük tavizlerle başlar her şey. “Şimdilik böyle olsun”, “Onu kırmayayım”, “Bunu da tolere edebilirim” dediğimiz anlarda görünmez bir sözleşmeye imza atarız. O sözleşme başkalarıyla değil, kendi sınırlarımızla ilgilidir ve çoğu zaman ne imzaladığımızı fark etmeyiz bile.
İnsan; ilişkilerde, iş hayatında, aile içinde ya da dostluklarda bazen sevgiden, bazen korkudan, bazen de onay ihtiyacından kendi sınırlarını genişletir. Esnetmekle genişletmek arasındaki farkı ise çoğu zaman kaçırır. Esneklik bilinçli bir seçimdir; genişletilmiş sınırlar ise çoğu zaman sessiz bir teslimiyet. Bir noktadan sonra kararları sen değil, senin yerine konuşan başkaları vermeye başlar. Senin adına düşünen, planlayan, yönlendiren insanlar oluşur çevrende. Başta bu bir rahatlık gibi gelir. Sorumluluk paylaşılmış gibidir. Ama gerçekte olan şey şudur: Direksiyon yavaşça el değiştirmiştir.
Kendi isteğimizle almadığımız her karar, içimizde görünmez bir direnç yaratır. Dışarıdan “uyum” gibi görünen şey, içeride bir baskıya dönüşür. Çünkü insan ruhu, kendi onayı olmayan yükleri uzun süre taşıyamaz. Bir gün gelir ve iç ses yükselir: “Ben bunu seçmedim.” İşte o an çatlak oluşur. O çatlak bazen bir tartışma, bazen bir tükenmişlik, bazen de ani bir kopuş olarak görünür.
Ne ilginçtir ki sınırlarını yeniden çizmeye başladığında çoğu insan bunu anlayışla karşılamaz. Daha önce sessiz kaldığın şeylere ses çıkardığında “değiştin” derler. Önceden kabul ettiğin talepleri reddettiğinde “zorlaştın” derler. Kendin için konuştuğunda “bencilleştin” derler. Çünkü insanlar çoğunlukla senin dönüşümüne değil, kendi konforlarının bozulmasına tepki verir. Sen büyürken onların alıştığı düzen değişir ve çoğu kişi değişimi kişisel algılar.
Oysa sınır çizmek bencillik değildir. Sınır çizmek, sorumluluğu doğru yere koymaktır. Kim olduğunun, neye evet neye hayır dediğinin netleşmesidir. Sınır duvar değildir. Sınır bir yön tabelasıdır. “Buradan sonrası bana ait.” diyebilme cesaretidir.
Farkındalık burada başlar: Hayatındaki kararların gerçekten kaç tanesi senin seçimin? Kaçına içten bir “evet” dedin, kaçını sadece sorun çıkmasın diye kabul ettin? Kaç kez içinden “hayır” dediğin hâlde dışarıdan uyum gösterdin? Bu sorular rahatsız edici olabilir ama özgürlük çoğu zaman rahatsız edici soruların arkasından gelir.
Başkalarının bizim adımıza karar vermesine izin verdiğimiz her alan zamanla bir kontrol noktası hâline gelir. Başta destek gibi görünen şey sonra yönlendirmeye; yönlendirme ise baskıya dönüşebilir. Çünkü verdiğin yetki geri alınmadığında kalıcı sanılır. İnsanlar senin sınırını sen söylemezsen tahmin etmez. Tahmin ettiklerinde de genellikle kendi çıkarlarına göre çizerler.
Özgürleşmek büyük kopuşlarla değil, küçük netliklerle başlar. Bir cümleyle başlar bazen: “Bunu istemiyorum.”
Bir soruyla başlar: “Ben ne istiyorum?”
Bir kararla başlar: “Bunu ben seçeceğim.”
Sonunda mesele şu soruya çıkar: Hayatının kontrolü gerçekten kimin elinde? Alışkanlıklarının mı? Korkularının mı? Başkalarının beklentilerinin mi? Yoksa bilinçli seçimlerinin mi?
Cevap her gün yeniden yazılır. Ve kalem senin elindedir; eğer tutmaya karar verirsen.
#dilaranefeste

















