Yıllardır “mış gibi” yaşıyoruz. Mutluymuş gibi, iyiymiş gibi, her şey yolundaymış gibi… Toplum olarak rollerin, beklentilerin, etiketlerin ardına saklanıyoruz. Gülümsemek zorundaymışız gibi, güçlü görünmek mecburiyetindeymişiz gibi, kırılmak, yorulmak, ağlamak yasakmış gibi… Ama artık bu yük ağır geliyor. Artık bu maskeler içimizi boğuyor. Çünkü “mış gibi” yaşamak, insanın özünü örten bir perdeye dönüşüyor. Ve biz, o perdenin ardında kendimizi kaybediyoruz.
Artık “muş gibi” yapmayı bırakmalıyız. Gerçek duygularımızı bastırmak yerine onlara alan açmalıyız. Üzüntümüzü kahkahalarla örtmemeliyiz. Gözyaşlarımızı “alerji, toz kaçtı” gibi bahanelere bağlamamalıyız. İçimizde fırtınalar koparken “hiçbir şey yokmuş gibi” davranmamalıyız. Çünkü bu hâl sadece bireysel bir yorgunluk değil, toplumsal bir tükeniştir. Ve iyileşme ancak hakikatin toprağında yeşerir.
Toplum olarak şunu öğrenmeliyiz: “Hayır” demek bencillik değil, sınırdır. Ağlamak zayıflık değil, arınmadır. Yalnız kalmak terk edilmek değil, kendine dönüştür. Ve en önemlisi: Gerçek olmak cesaret ister. Ama bu cesaret bizi iyileştirir. Artık onaylanma uğruna kendimizi şekillendirmeyi bırakmalıyız. Toplumun aynasında değil, kendi iç aynalarımızda değerimizi görmeliyiz. Çünkü ayna biziz. Ve her birimiz, Allah’ın nurunun bir yansımasıyız.
Ayna Meselesi: Tefekkürün Kalbi
Ayna sadece dışımızı gösteren bir yüzey değildir. Ayna, içimizin yansımasıdır. Ve her insan bir aynadır aslında. Nasıl bakarsan, öyle görürsün.
Mevlâna der ki: “İnsan, insana aynadır. Nasıl bakarsan öyle görürsün.”
İbn Arabi ise bu meseleyi daha da derinleştirir:
Her varlık, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir tecellisidir. Yani biz, O’nun yansımasıyız. Aynaya baktığında kendini değil, O’nu görürsün. Ama aynan ne kadar temizse yansıma o kadar berrak olur. Kalp bu aynanın merkezidir ve kalp saflaştıkça hakikat görünür olur.
İbn Arabi şöyle der:
“Sen, O’nun aynasısın. O da senin aynandır. Sen O’na bakarsın, O da sana. Ama sen kendini O’nda görürsün, O ise kendini sende.”
Bu yüzden artık birbirimize daha merhametle bakmalıyız. Kime baksak Allah’ın bir tecellisini görmeliyiz. Yargılamak yerine anlamaya, uzaklaşmak yerine dua etmeye yönelmeliyiz. Çünkü her kalpte O’nun sevgisinden bir iz vardır.
Kur’an’da şöyle buyrulur:
“Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın vechi oradadır.” (Bakara, 115)
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin Suresi, 4)
O hâlde neden bu kadar çarpıtıyoruz kendimizi? Neden bu kadar gizliyoruz özümüzü? Artık “mış gibi” bir toplum değil, “olduğu gibi” bir toplum olmalıyız. Gerçek, kırılgan ama sahici. Çünkü iyileşme ancak hakikatin toprağında yeşerir. Ve biz, bu toprağa dönmeye hazırız. Kalbimizi asıl sahibine, yani hakikate açalım. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Sevgi ve huzurla kalın.


















