Toplumun sıkça tekrarladığı bir öğüt vardır: “Kendini düşünmek bencilliktir, fedakâr ol.” İlk bakışta erdemli bir yaşamın anahtarı gibi görünür bu söz. Ancak zamanla fark ederiz ki, fedakârlık ile kendini yok saymak arasında da bir çizgi vardır. Tıpkı kendini sevmek ile başkalarını ihmal etmek arasındaki çizgi gibi. Bu çizgi çok ince, ama bir o kadar da değerlidir.
Kendini sevmek, yalnızca kendine dönmek değildir. Başkalarının varlığını da gözeterek yaşamak demektir. Sağlıklı bir öz-sevgi, bireyin kendi ihtiyaçlarını fark etmesiyle başlar. Fakat bu farkındalık, başkalarının alanına saygı duymayı da içerir. “Hayır” diyebilmek, sınır koyabilmek önemlidir; ama bu sınırlar sevgiyle çizildiğinde ilişkilerde güven ve açıklık doğar. Kendi zamanına özen göstermek, iç sesini dinlemek… Bunlar birer öz bakım eylemidir. Empatiyi kaybetmeden yapıldığında ise birey hem kendine hem çevresine iyi gelir.
Peki bencillik nerede başlar? İşte burada ince çizgi görünür hale gelir. Sadece kendi çıkarını düşünmeye başladığında, başkalarının duygularını küçümsediğinde, her şeyi kontrol etme ihtiyacı duyduğunda ve “Ben haklıyım” diyerek karşı tarafı susturduğunda… O noktada sevgi yerini zorbalığa, anlayış yerini hükmetmeye bırakır. Bu farkı görebilmek, içsel bir olgunluk gerektirir.
İnsanın kendine karşı tutumu çoğu zaman dış faktörlerle şekillenir. Çünkü “iyi değilim” dediğinde, çevresinde onu aşağıda görmek için sabırsızlanan insanlar vardır. İşte en çok burada yorulur insan: güçlü görünmek isterken bastırdığı her şey ruhunu sıkar. Oysa çözüm rol yapmak değil, mesafe koymaktır. Kendini unuttuğunda, Rabbini de unutur. O’nun değerli kulları olduğunu göz ardı eder.
Kendini sevmek tam da burada bir yolculuğa dönüşür. İç dünyamızın karanlıklarıyla yüzleşmek, onları kabullenmek ve En Nur ismiyle yıkamak… Bu, arınmanın ve yeniden doğuşun yoludur. Kendini sevmekle, olduğun halini kabul etmekle başlar. Çünkü kendini sevmek lüks değil, ruhsal bir ihtiyaçtır.
Kendini sevmek, “kendini beğenmek” değildir. Kendini sevmek; kendi acını anlamak, kendi ışığını fark etmek, kendi sınırlarını korumak ve en önemlisi kendine sadık kalmaktır. Toplum bize hep başkalarını sevmeyi öğretti. Ama kimse “önce kendini sev” demedi. Oysa senin sevgine en çok ihtiyacı olan kişi sensin.
Kendini sevmek, başkalarını sevmeyi kolaylaştırır. Çünkü dolu bir kalp taşmak ister; tüketmek değil. Sevgiyle taşan bir kalp, hem kendine hem dünyaya ışık saçar. İnsan yaratandan ötürü kendini sevmeli, O’nun için ne kadar kıymetli olduğunu bilmeli. Ve bu farkındalıkla yaşamalı.
Ve şimdi, eğer buradaysan ve bu satırları okuyorsan, içinde bir yere dokunduysa kendi farkındalık yolculuğuna çıkmaya hazırsın demektir. “Nasıl?” diye sorduğunu farz ediyorum ve Rabbim müsaade ettiğince yazıyorum: Bir soru sor kendine. İnanarak, gerçekten merak ettiğin bir şeyi öğrenmek için nasıl çabalıyorsan öyle. Sor: “Sen aslında kimsin? Gerçekten kimsin sen?” Bu soruyu sor kendine ve bırak sessizliğe… Cevap mutlaka gelecektir. Sana kim olduğunu anlatmak için bütün kâinat sıraya girebilir.
Devam et sor: “Nedir dünyaya gelme amacın? Ne için yaşıyorsun? Seni diğer insanlardan farklı yapan özellikler neler? Hangi amacı taşıyorsun?”
İşte bu sorular, yolun başlangıcıdır. Kendini sevmek, kendini tanımakla mümkündür. Ve kendini tanımak, Rabbine yaklaşmanın en samimi yollarından biridir.
“Yolculuğunda yalnız değilsin.
Sevgi ve huzurla kal…


















