Kasım ayını, hasta yatarak ve biraz da kitap okuyarak geçirdim. Şu herkese olan ama adını bilemediğimiz kovitimsi hastalıktan oldum. Ne gezebildim ne de tiyatroya gidebildim, yediğim yemeklerden tat bile alamadım. Ben de bu ayı beni bekleyen ve vakit bulamadığım için okuyamadığım kitaplara ayırdım.
İlk kitabımı ince diye seçtim, bol fotoğraflı diye. Halsiz olunca tembellik serbest diye düşündüm ama bu kadar ince bir kitabın bu kadar duygu yüklü olması hem de önsözünde “Anne babaları siyasal faili meçhul cinayetlere kurban giden bütün çocuklara…” ifadesi yer alıyor.
1- Filiz Hiç Üzülmesin. Yazan: Filiz Ali.
Tahmin ettiniz değil mi, babası kim?
Kitap, çocuk gözünden bir babayı, Sabahattin Ali’yi, aileyi ve dönemin toplumsal atmosferini yansıtır. Filiz’in gözünden sıcak ve samimi bir dille anlatır. Filiz’in çocukluk anıları, babasıyla kurduğu ilişki ve çevresindeki insanların portreleri, kitabın duygusal merkezini oluşturur. Eser, hem bir çocuğun büyüme hikâyesi hem de babasının hatırası olarak iki katmanlı bir anlatı sunar. Okurken bir yandan da içimden Sezen Aksu’nun “Benim meskenim dağlardır dağlar” adlı şarkısını içimden söylüyordum; Sabahattin Ali’nin olduğunu bilmeden.
2- Aylardan Kasım Günlerden Perşembe, Ayşe Kulin
10 Kasım haftasına denk gelmesi, kitap elime geçince bana çok manidar geldi. Ayşe Kulin, Mustafa Kemal Atatürk’ü yalnız bir devlet adamı olarak değil, insani yönleri ile iç dünyası ile ele alıyor. Çocukluğu, gençliği, dostlukları, aşk ilişkileri, evliliği, boşanması ve son dönem hastalığı gibi özel anlarına değiniliyor. Sadece iyi bir asker, kurucu lider olarak değil; dost, âşık ve yalnız bir adam olarak betimlemek istemiş. Mesela ben hiç Atatürk’ün üvey babasını bilmiyordum. Annesinin çok sigara içtiğini… İlk Türk operası Özsoy’un hazırlık süreci ve planın yapılma süreci anlatılırken “Bir Cumhuriyet Şarkısı” filminden biliyordum ama zevkle yine okudum. Orada da izlemiştik İran Şahı’nı ama Türkiye’den ayrılırken ağzında Türk protez dişleriyle gittiğini bilmiyorduk.
3- Bekle Beni, Zülfü Livaneli
Aşkın, sabrın, özlem ve dayanıklılıkla birleştiği bir hikâyeyi anlatıyor. Karakterlerin içsel yolculukları, insani ilişkileri, toplumsal sorumluluklar yer alıyor. Bir nevi Filiz Hiç Üzülmesin kitabına benziyor. Orada da bir kız çocuğu var, tabii ki babaya düşkün ve onu bekliyor. Zülfü Livaneli’nin müthiş anlatımıyla iliklerimize kadar hissettiren bir olaylar zinciri. O yazar da hiç kötü olabilir mi? Benim bir ritüelim vardır ya da totem mi denir, Zülfü Livaneli’nin bir kitabını bulduysam onu pazara kadar bekletirim. Pazar günü sabah evdekiler uyanmadan erkenden kalkarım ve okumaya başlarım ve akşama bitiririm. Aynen de öyle yaptım. Hastayım diye pek ellemediler beni. Doya doya okudum.
4- Devrim Arabaları, Süleyman Aşık
1961’de Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim” üretildi. Filmini de zevkle izlemiştim. 130 günde TÜLOMSAŞ mühendisleri geliştirdi. Sadece prototip olarak kaldı, seri üretime geçilmedi. Teknik ve politik engeller nedeniyle proje devam ettirilemedi. Bugün Devrim’in bir prototipi Eskişehir’de sergilenmektedir. Kitapta arşiv belgelerini kullanarak tüm süreci anlatır.
Sonra internette araştırma yapınca Devrim ile Togg arasında bir bağlantı buldum. Devrim, Türkiye’nin ilk prototip olarak yerli otomobil hayalinin sembolü; Togg ise bu yarım kalan yerli otomobil hayalini modern ve elektrikli araçlarla gerçekleştirme yönünde atılan adım olarak görülüyormuş. Bu, otomotiv tarihinin “kuşaktan kuşağa” ilerleyen bir miras hâline geldiğini gösteriyor.
Togg sahipleri için düzenlenen bir açık hava sineması etkinliğinde “Devrim Arabaları” filmi gösterilmiş.
Devrim ilk yerli girişim, sonra seri üretime geçen ilk otomobil Anadol ve şimdi yüksek teknolojili yerli elektrikli araç dönemi Togg.
5- Benim Hikâyem, Michelle Obama
Temalar:
- Kendini keşfetme ve öz farkındalık
- Kadınların güçlenmesi
- Irk, kimlik ve toplumda yer bulabilmek
- Aile ve dayanışma
- Gerçeklik ve dürüstlük (ünlü biri olmasına rağmen iç dünyasını açıkça paylaşması)
Kitapta “sessiz güç” diye bir kavram var. Bu benim açıkçası ilgimi çekti. Hem sessiz hem güç… Bunu araştırdım ve kitapla örtüştürmeye çalıştım.
Sessiz Gücün Unsurları:
- Kendini tanıma ve kabul etme; dünyaya, çevrene nasıl hizmet edeceğini bilmenin ilk adımları
- Empati ve incelikle liderlik; First Lady olarak gücünü otorite ile değil empati ile kullanıyor. İnsanlara dokunmanın, onları dinlemenin, onurlandırmanın gürültüden daha etkili bir yol olduğunu gösteriyor.
- Kökeninden utanmamak; mütevazı geçmişini kendisini ayakta tutan bir kök olarak anlatıyor.
- Kadın olmanın direnci; kadınların genellikle sessiz kalması beklenen bir dünyada Michelle Obama, sessizliğini bilinçli bir seçim hâline getiriyor, kendi sesini ne zaman nasıl kullanacağını biliyor.
Daha okuyamadığım ama çok merak ettiğim:
Lea, Pascal Mercier; araştırmama göre 3. şahıs anlatıyor. Baba ve kızının keman tutkusu ama tutkunun karanlık taraflara gidişi. Üstelik okurken bu 3. şahsı hiç tanıyamıyormuşuz.
Lizbon’a Gece Treni; bu iki kitap birbirine benziyormuş, o yüzden merak ettim.
Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey, Bronnie Ware.
Umarım hiç pişman olmadan, az keşke’li ve bol bol iyi ki’li bir yıl diliyorum. Seneye görüşmek üzere.


















