Modern çağ kimliğimizi adeta bir vitrine dönüştürdü. Kullandığımız eşyalar, yeni alışkanlıklar ve yaşam tarzımızın hızla değişmesini modern çağa ayak uydurmak olarak algılamamız gerektiği hissine kapıldık.
Sabahları kahve içmezse uyanamayacağına inanan, marka saat veya takı takmazsa itibar göremeyeceğini düşünen, kendisini olduğundan farklı gösterince sevileceğini sanan bir nesil türemekte.
Sadece kullanılan eşya ya da malzemeyle değil, tarz olarak ve estetik olarak da birbirinin aynı ve sürekli güzellik estetik kaygısı yaşayan insanlar da ortaya çıkmış olmakta.
Herkeste bu şekilde bir tarz ve kimlik arayışı mevcut. Sorulduğunda ise bir Teoman şarkısı gibi “Napayım, tabiatım böyle…” denilip geçilmeye çalışılıyor. Sosyal mecralarda kendimizi beğendirmek ya da en iyisi olmak gibi bir tabiatımız yok halbuki.
Bir yerde de doğallığımızı ve asıl kimliğimizi yitirdik. Asıl kimlik belki de vazgeçtiklerimizdir. Yani lükse kaçmayıp da özentilikle değil de kendi aslına ve kendi zevkine göre davranmak asıl kimliğimiz olabilir.
En basitinden bir gereç alınacağı zaman son çıkan modeli değil de ihtiyacı hangisi karşılıyor diye bakmak mesela, daha mantıklı. Kendisi profesyonel olmayan ama her şeyin profesyonelini arayan bir güruh gerçekten de dışarıdan bakılınca komik gözükmekte.
Bazı istekler yeterince gereksizken, gereksiz olduğunu bile bile de ısrar etmek de insanı tarz sahibi yapmaz. Yapsa yapsa görgüsüzlük seviyesini belirler. Gösteriş meraklılarının sanki bütün dünya aynı lüks ve şatafat içinde yaşıyormuş gibi bunu doğallaştırmaya çalışması da ayrı bir zeka geriliği olsa gerek.
Mütevazi ailelerin mütevazi çocuklarıydık biz halbuki. Seküler aileler ya da kapalı aile diye fark etmeksizin elde iyi bir şey varsa, başkasında olmayabilir diye saklanan ya da gösteriş için taşınmayan dönemlerden, her şeyi abartan ve sadece gösteriş için yapanların dönemine gelmek de gerçek büyük bir sıçrama noktası oldu.
Eskiden yenilen içilen bile gizliydi. Görüşler gizliydi. Yaşam tarzı ne olursa olsun kimse kimseninkini sorgulamaz ve kimse de kimseye bir şey kanıtlamak zorunda hissetmezdi. Herkes karşısındakini saygı ile karşılar ve olduğu gibi kabul ederdi. “Bir insan nasıl sütlü çayı sevmez anlamıyorum…” gibi absürt cümleler kurulmazdı.
Modern çağ kimlikleri derken sadece kimlik değil, özümüzü de kaybettik. Vazgeçemedik modern görünmeye çalışmaktan… Geçmiş Ola!


















