İnsan, ömrü çoğu zaman geçen yıllarla ölçer; oysa ömür, takvim yapraklarında değil, insanın içinden geçen değişimlerde saklıdır. Çabucak geçtiğini sandığımız zamanın, ruhumuzda bıraktığı tortudur ömür. Geriye dönüp baktığımızda, hatırladıklarımız değil, içimizde iz bırakanlar kalır.
Gençlik, insanın kendini sonsuz sandığı bir dönemdir. Gücün, inancın ve iddianın yüksek sesle konuştuğu yıllar… Fakat hayat, o yüksek sesi zamanla alçaltır. Bir kuşun kanadına takılmış gibi hızla uzaklaşan gençlik, insana ilk kez sınırlı olduğunu öğretir. İşte ömür, bu fark edişle başlar.
Başlangıçta var olma telaşı vardır. Kendini kanıtlama, kabul edilme, bir yere ait olma çabası… İnsan, uzun bir maraton koşar gibi yaşar ilk yıllarını. Oysa bir noktadan sonra hız azalır; insan durur, soluklanır ve ilk kez etrafına bakar. Koşarken göremediği ayrıntılar, işte o duruş anında görünür olur. Ömür, biraz da bu durup görme hâlidir.
Genç zihin, doğrularını mutlak sanır. “Doğruyu ben bilirim.” diyerek yürür yola. Hayat ise önümüze görünmez bir yazı tahtası koyar; bildiklerimiz silinir, yerine yenileri yazılır. Hata yapmanın, doğruların değerini anlamak için vazgeçilmez bir öğretmen olduğunu geç de olsa kavrar insan. Ömür, bu öğrenmenin adıdır.
Zamanla tuhaf bir değişim başlar: Hayallerin çok, imkânların az olduğu yıllardan; imkânların artıp hayallerin sadeleştiği bir döneme geçilir. İnsan, neyin gerçekten gerekli olduğunu seçmeyi öğrenir. Vazgeçmem dediği pek çok şeyden sessizce vazgeçer. Bu vazgeçiş, bir kayıp değil, bir arınmadır çoğu zaman.
Ömür, aynı zamanda eksilmenin bilgisidir. Sevdiklerimizin yarısı yanımızda, yarısı hatıralarımızda kalmaya başladığında, hayatın kırılgan yüzü belirginleşir. Yas, insanı inciterek olgunlaştırır. Başkalarının gidişine tanıklık ettikçe, insan kendi sonluluğunu da sessizce kabullenir.
Bir başka gerçek daha vardır: Gözümüzde büyüttüğümüz pek çok şeyin, zamanla bir esintiden ibaret olduğunu anlarız. İnsanlar, hırslar, kırgınlıklar… Hepsi bir sahnenin dekoru gibi dağılır. Geriye, insanın kendisiyle kurduğu ilişki kalır. Ömür, dış dünyadan iç dünyaya doğru yapılan uzun bir yolculuktur.
Dost meclislerinde edilen kahkahalar, bir gün eksilmeye başlar. Sandalyeler boşalır, sesler azalır. Hayatın kalabalığı seyrekleşir. İşte o zaman insan, varlıkla yokluk arasındaki ince çizgide yürüdüğünü daha net hisseder.
Sonunda ömür, insanın kendini araya araya bulduğu bir süreçtir. Başta dışarıda aranan anlam, zamanla insanın kendi iç sesinde karşılık bulur. Belki de ömür; yokluk korkusunun içinden geçerek, varlığın kıymetini öğrenme yolculuğudur.
















Kalemine sağlık güzel yürekli Lale’m 😍❤️