Açılmamak üzere yumduğum kanatları,
Sanırsın mı, bir kuş gelip göklere yükseltecek?
Özgürlük…
Ben uçmak istemedikten sonra nedir?
Ne gam!
Sular yükselecek, beni doğacak bu derya.
Ne gam!
Sular çekilecek, beni atacak bu derya.
Cesedim gün yüzü görecek.
Yaşamak…
Baştan sona,
Yüzeyden derine;
Yitiklerin fay hattından geçecek, kopacak kıyamet.
Bu saf saf kuşlar ordusunun;
Rengi umursanmayan, havası solunmayan,
Sonsuzluğu bilinmeyen göğü benim değil.
Özgürlük…
Kanatlarımı kırmaktır şimdi, uçmayacağım!
Bu ayki yazımızı Sosyolog, İlahiyatçı, Aile Danışmanı, Yazar, Şair Birsen Çay’ın ‘‘Özgürlük Kanatlarımı Kırmaktır Şimdi’’ şiiriyle başlayalım dedik.
Şairimizin hayatına kısaca değinelim. Kastamonu/Çatalzeytin’de dünyaya geldi. İlkokul sonrası eğitim hayatına Kur’an Kursları ile devam etti. Küçük yaşta hafızlığını tamamlayıp hafızlık eğitimciliği ile birçok Kur’an Kursu ve Diyanet’e bağlı kurumlarda çalıştı. Hafız eğitmenliği yaptığı süreçte orta ve lise eğitimini tamamlayıp, ilahiyat ve sosyoloji lisans alanlarında da eğitim aldı. Toplumu oluşturan en temel taşın aile olduğundan, sağlıklı ve bilinçli bir ailenin, sağlıklı bir toplum tezi ölçüsünde aileler üzerinde araştırmalar yapıp Aile Danışmanlığı alanında eğitim alarak kendisini geliştirdi. Kitap tahlilleri ile başlayan yazı yolculuğuna yazarlık atölyesi ile beslemeye devam etti. Birçok dergi ve gazetede yazılar yazmaya başlayarak bilgi ve birikimini insanlarla paylaştı. Yüreğinden kopan duyguları kalemden kağıda yansıtarak ilk şiir kitabı ‘‘Özgürlük Kanatlarımı Kırmaktır Şimdi’’ eserini 2025 yılında okuyucularına sundu.
Şairimiz ile sosyologların bir araya geldikleri Dünya Sosyologlar Derneği’nin düzenlemiş olduğu bir eğitim programında yollarımız kesişti. Buradaki karşılaşmamız ve iletişimiz sonucu uzun sürecek bir dostluğa dönüştü. Bilgi birikimi ile olayları bakış açısıyla ele alıp çözümler üretmesi, hayata bakış penceresinin zenginliğini gösterirken, bir kadının hayattaki başarısının basamaklarını şairimizde görmek mümkün. Her zaman hayatta bir mücadelenin içinde olduğunu yaşam sürecinde çok daha net bir şekilde görebiliyoruz.
Sosyolog, İlahiyatçı, Aile Danışmanı, Yazar, Şair Birsen Çay’ın hayatından özetle bahsettikten sonra çıkarmış olduğu şiir kitabı ‘‘Özgürlük Kanatlarımı Kırmaktır Şimdi’’ye değinelim.
Şiirler, bireylerin ve toplumların ruhsal dünyalarını en iyi ifade edilen türdür. Bunu en iyi ifade edenlerden biri Eğitimci Yazar Birsen Çay, eğitim gördüğü tüm birikimlerini şiirlerine de yansıtmış şekilde.
İlahiyatçı yönüyle kaleme aldığı tasavvufi ve inanç sistemine dair yaptığı metaforları, “Hira’’ ve ‘‘Helvadan Put’’ şiirlerinde görmek mümkün. ‘‘Helvadan Put’’ şiirini okurken kendimi Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) dönemine, Mekke’ye gidip geldim diyebilirim.
Aşk, insanlığın yaratılışından önce olan bir duygudur diye ifade ederim her zaman. Yaratana aşk ile başlayan süreç, insanoğlunun dünyaya gönderilmesinden sonra yaratılana gönül ile bağlanıp her şeyi yapabilme iradesini ortaya koymasıdır. Şair bunu ‘‘Seni Aramak’’ şiiriyle ne de güzel ifade etmiş.
Onlar seni aramanın
ekmek kırıntılarıydı,
kurtların tuzaklarını
düşünemezdim ki ben
aklımda sen varken.
seni aramak;
iş çıkışı tarhana kokulu
akşam sofrasına
koşar adım yürümekti;
Huzurlu, endişeli,
umutlu ve heyecanlı (s.15)
Eserde tüm duyguları bulmak mümkün. Bu duygulardan bir dörtlük:
Tarifsizim.
Renklerden yoksunum.
Ne siyahım ne beyaz.
Grinin ilmi yok. (s.19)
Beni en çok etkileyen şiirlerin başında ‘‘Heybe’’ şiiri geldiğini ifade etmek isterim. Toplumun tüm kesiminin yaşam ve ruhsal dünyalarına değinmiş.
Toplumun kadınlara biçtiği rolü kabullenişinden tutunda;
Kız çocuklarını kadın makamına çıkarmakla
görevli bir kavmin erkeğine
anneler onur ödülü veriyor.
İtaatleriyle güzelleşeceklerine inanıyordu kızlar. (s.51)
Küçük yaştaki bir çocuğun yaşadıklarının ruhsal dünyasındaki bıraktığı izi ve yaşama bakış açısının yansımasına;
Evlatlarını tercih ettiği için
beddua yağmurlarına yakalanan bir baba;
Dişlerini sıka sıka ağlıyordu.
Küçük kızı baktıkça babasına
intikam tohumu ekiliyordu
minik kalbine. (s.50)
Toplumun en büyük yaralarından biri, sokak çocuklarının yaşamak zorunda kaldıkları durumları ve iç dünyalarına kadar:
Elinden tutulmayı bekleyen bir sokak çocuğu;
Uyuştururken tinerle yoksunluğunu,
kimsesizliği kadar zulüm ekiyordu içine. (s.50)
Yetmiş sekiz şiirden oluşan yapıt; insanların inanç sistemlerinden, insanların acımasızlığından, sevginin ve aşkın kıymetini ve sevgiliye ulaşmak için feda edilen hayatları, karanlıklar ve yalnızlıklar içinde kaybedilmeyen umudun, hayatla mücadele/savaş yaparken bazen de kendini rüzgara bırakmış bir tüy misali teslimiyeti, toplumsal sorunları ve insanların hayat hikayelerini öyle ustaca kaleme alınmış ki eserde okuduğunuz her şiir sizi farklı farklı duygulara ve düşüncelere sevk ediyor. Aynı şiiri farklı zamanlarda okuduğunuzda farklı anlamlar ve düşünceler çıkarmanız mümkün diyebilirim.
‘Heybe’’ şiirinin tümünü de sizlerle paylaşmak isterim.
HEYBE
Dört yaşında bir çocuk;
Bir ayağı protez adama bakıyordu.
Bütüne yamalanmış kusura, anlam arıyordu.
Çocuk acı çekiyordu.
Biri heybesine atıyordu.
Şoföre tedirgin gözlerle parasını uzatan bir ağabey;
Kardeşinin omuzundan tutuyordu.
Sahipsizliğinin acısını çekiyordu; hissettirmeden.
Biri heybesine atıyordu.
İki yaşlı teyze
İkisinin de elinde baston
Sırtı daha dik duran
Diğerine destek veriyordu;
düşmesin dostu diye.
Cesareti korkusundandı.
Biri heybesine atıyordu.
Caddenin ortasında bir baba
dövüyordu yedisinde çocuğunu;
söz hakkı vermeden.
Kelimeleri vardır çocuğun söyleyecek, sustu.
Biri heybesine atıyordu.
Ekmek parasının peşinde bir delikanlı;
Yol vermedi diye bıçak çeken adama direniyordu.
Yaşamak için kutsadı zalimi.
Biri heybesine atıyordu.
Kuytu köşede çığlıklarını içine atan genç bir kıza;
Gözlerine bakarak ‘’bana güven’’ diyordu bir yolcu.
Kelime arasına boşluk bırakmadan anlattı kız.
Vazgeçti yürüyüşünden yolcu.
Biri heybesine atıyordu.
Evlatlarını tercih ettiği için
beddua yağmurlarına yakalanan bir baba;
Dişlerini sıka sıka ağlıyordu.
Küçük kızı baktıkça babasına
intikam tohumu ekiliyordu
minik kalbine.
Biri heybesine atıyordu.
Tek başına oturacağı sofranın,
kahreden yalnızlığını düşünen bir sarhoş;
Hırsından ağlıyor ve sımsıkı sarılıyordu içkiye,
Adımları yalnızlığını büyütüyordu.
Biri heybesine atıyordu.
Elinden tutulmayı bekleyen bir sokak çocuğu;
Uyuştururken tinerle yoksunluğunu,
kimsesizliği kadar zulüm ekiyordu içine.
Biri heybesine atıyordu.
Kız çocuklarını kadın makamına çıkarmakla
görevli bir kavmin erkeğine
anneler onur ödülü veriyor.
İtaatleriyle güzelleşeceklerine inanıyordu kızlar.
Biri heybesine atıyordu.
Acının tarifini yapıyordu bir kalemdar;
En süslü kelimelerle.
Yeni bir acı keşfetmek için bakıyordu etrafına.
Anlatıyor, yazıyor ama anlamıyordu.
Us dışında kalan heba oluyordu.
Biri heybesine atıyordu.
Ve o biri;
Çekildi hücresine.
Ne varsa heybesinde; saçtı, dağıttı.
Tek tek baktı her acıya.
Anladı,
Yetmedi, yaşadı.
Yetmedi, ağladı.
Bir geceye düşen binlerce acı…
Kişi başına düştükleri vardı.
Tüm acının kişi başına düştüğü vardı.
Bağrı patlayamayan volkan…
Atamadı heybesine!
Bir sonraki yazımızda görüşme…