İnsan, sosyal bir varlık olduğundan dolayı her ne kadar kendini soyutlamak istese de iletişime ihtiyaç duyar. Sadece iletişime değil; değer görmeye, saygı görmeye ve sevilmeye de ihtiyacı vardır. Bunların hayatında olması muhtemel olan insan bunlarla ters düştüğü zaman kendisini değersiz hisseder ve hayatta zorlanır. Örneğin; hiç okumamış insan saygınlık kazanamaz, bu ne kadar kötü bir şey olsa da bu dönemin şartlarında böyledir. Hiç arkadaşı olmamış insan, çevresi tarafından değer verilmeyen, saygı görmeyen insan da saygıyı ve değeri bilmez. Sevilmeyen sevmeyi bilmez. Kısacası hayatta ne eksikse insan onu bilmez ve ondan sınanır. Sadece bunlar değil; aşkı bilir, özlemeyi bilmez; değeri bilir, değersizliğin nasıl yaraladığını bilmez; saygıyı bilir, saygısızlığı bilmez; zoru bilir, kolayı bilmez; dostu bilir, arkadaşlığı bilmez… Kısacası insan sahip olduğunu bilir ama olmadığı ile ilgilenmez. Anca başına geldiği zaman öğrenmeye kalkar ve en büyük hatayı da burada yapar. Sonucunda ise ağır yaralar alır. Bunu fark ettiğinde yani öğrendiğinde ise yaraları çoktan almış olur ve bir deneyim daha eklemiş olur.
Bu parçada konuyu özlem üzerinden alacağız. En derin hasret olan özlem üzerinden, yaşayana zor olan ama yaşamayanın bilmediği, anlamadığı özlemden bahsedeceğiz. Özlem çeşitli olabilir. Kimisi rahatlığa özlem duyar, kimisi aileye özlem duyar, kimisi dosta özlem duyar, kimisi ise aşka özlem duyar. Bu liste böyle uzar gider. Eminim ki herkes özlem duymuştur. Peki özlem ne yapar? Beklenti yapar. Beklersin, elbet bir gün dersin ve beklersin, ümit edersin. Güçlenmek istersin. O özlem duyulan şey artık sana gelsin istersin, en çok da yorulursun. Yaralanırsın. Özlem yaralar azizim! Bitersin. Neye özlem duyuyorsan elde etmenin hayaliyle belki senelerce, belki aylarca çabalarsın. Yorulursun azizim! Zorlanırsın. Yaralanırsın, krem sürer, tekrar devam edersin! Düşersin, kalkarsın; dua edersin, imtihanın olan, seni yoran, yaralayan şeye kavuşmak istersin. Zorlanırsın azizim! Çok zorlanırsın, yaralanırsın, çok ağlarsın! Özlersin, bir sonu gelmeyecek yol gibi beklersin. Ümit edersin, sonunda ise aldanırsın. Aldığın o yaralar seni yormuş olur ve artık bittiğine aldanırsın. Ya yerine başkasını koyarsın, ya kafayı dağıtmak için fink atarsın, ya da geceleri sevmez, olduğu zaman direkt uyur, atlatmayı umarsın.
Ne olursa olsun sonunda yerine başka şeyi koyar, yine özlem duyarsın. Özlem hep var olur azizim! Hep yaralar, hep gelir. Değişir ama özlem hep vardır. Zordur ama sabır kolaylık getirir ve bazen özlem geçmişe de olur. Hatta geçmişe duyulan özlem daha baskın ve daha sonuçsuz bir eylemdir. Geri gelmez. Bitmiştir ve ne olursa olsun yapılan değişmez. Yara taze kalmasa da hatırlanınca burukluğu yaşatır. Özlemi hep kalpte kalır. Ne geri gelir ne de değişir; nasıl özlenirse öyle kalır. Kısacası özlemek yorar ama insan özlemeden duramaz. Nasıl ki sevmek yaraladığı hâlde sevmeden olmazsa, özlem yorsa da özlemeden olmaz. İnsan duramaz, zaman geçer, yine de özlem yerinde kalır, kıpırdamaz. Sadece alışkanlık sarar etrafını. Ne kolaydır bu özlem ne de zordur bu duygu; tek bilinen, her özlem etkisini sürdürür ömür boyu.

















