İnsan kalbi, bazen iki duygu arasında ince bir ipte yürür: Empati ve sempati…
Sempati; kişide yakınlaşma duygusu uyandıran, cana yakın, kişiye hoş gelen, sevimli olma hâli demektir. Empati ise başkasının duygularını anlayabilme ve hissedebilme yetisidir.
Bir başkasının bakış açısından olaylara bakabilen kişilere empatik insan, kısaca “empat” denir. Karşısındakini iyi hissettiren, sevimli ve sıcak insanlara da genellikle “sempatik insan” denilmektedir.
Günümüzde bu iki kavram iç içe geçmiş gibi kullanılsa da özünde birbirinden oldukça farklıdır. Öz olarak sempatik olma hâli, kişinin kendisi olmasıyla ilgilidir; empatik olma ise karşısındaki kişiyi anlayıp yansıtabilme durumudur.
Yaşam içinde olaylara sempati ve empatiyle yaklaşmak olumlu, insanı iyi hissettiren davranışlardır. Ancak sınırları doğru belirlendiğinde bu iki kavram, hayatı daha neşeli, daha paylaşılır ve daha değerli kılar.
Asıl değinmek istediğim konu da tam burada başlıyor: Bizler olaylar karşısında ne kadar empatik ve sempatik davranıyoruz?
Biraz kafamız karıştı, değil mi?
Nasıl ki matematikte bir konuyu anlattıktan sonra örnek çözmek gerekiyorsa, şimdi biz de bir örnek verelim.
Bir olay karşısında genellikle önce sempati hisseder, ardından empati kurarız. Bu iki kavramın sınırları kişiye göre değişse de belli bir noktadan sonrası herkese zarar verir hâle gelebilir.
Soğuk bir kış gününde üşümüş bir hayvanı görünce önce ona sempati duyarız, onu severiz. Ardından duyduğumuz empati, sınırı aştığında ondan uzaklaşıp kendimize yönelir. Kendi hâlimize üzülmeye başlar, onda gördüğümüz eksiklikleri kendimize mal ederiz.
Elbette ihtiyaç sahibi tüm hayvanlara elimizden geldiğince yardım etmek gerekir. Bu başka bir konudur. Ben, acıma duygusunun ondan alınıp kendimize yönelmesinden söz ediyorum. Yani ona duyulan sempatinin ilerleyip kendimize karşı empatiye dönüşmesinden bahsediyorum.
Yine bir yakınımızın taziyesine gittiğimizde elbette üzülür, gözyaşı dökeriz. Bu, yakınımıza duyduğumuz sevgiyle oluşan sempati hâlidir. Ancak bunun sınırı aşılıp empatiye dönüştüğünde, yani artık onu değil de kendi ölümümüzü düşünmeye başladığımızda, bambaşka bir noktaya gelmiş oluruz.
Yolda ölmüş, topal bir köpeğe üzülmek, ona sempati duymak en insani duygudur. Fakat bunun da sınırını belirlemez, kendi üzerimize empatiye dönüştürürsek sanki kendi ayağımız sakatlanmış gibi acı çekmeye başlarız.
Buradaki ince sınırı belirlemek gerçekten zordur. Bazen insanlar sizi dinler, üzülüyormuş gibi görünürler; fakat belli bir noktadan sonra aslında kendi sıkıntılarına üzülmeye başlamışlardır. Demek istediğim tam olarak budur.
Bu arada hayvanları ne kadar sevdiğimi herkes bilir. Onlardan örnek vermem, konunun daha anlaşılır olması içindir. Varsa bir kusuru affola…
Sempatinin sınırını belirleyip empatiyle karıştırmamak niyetiyle…
















