Sevgi yoksa lisân erozyonu mu?
Yüreğe değmeden isyana dönüşen beklenti mi?
Yoksa hepimiz kimliğini arayan sevgi yoksunları mıyız?
Kendi aynamızda kendimizi bile net görmeye cesaret edemeyen, arayış içinde varsayımlar, önyargılar mahkûmu muyuz?
Sevgi neydi? Belki de insanın en çok dile getirdiği fakat en az üzerine düşündüğü hakikatti. Çoğu zaman bir duygu sanıldı, bazen bir alışkanlık, bazen de yalnız kalmamak için kurulan sessiz bir anlaşma… Oysa sevgi, varlığın bir başkasında yankı bulmasıydı; görülmekten öte anlaşılmak, duyulmaktan öte hissedilmekti.
Birini sevdiğini söylemek, onu tanımak anlamına gelmez. Sevdiği rengi bilmek, hangi yemeği tercih ettiğini ezberlemek ya da hangi kitabı okuduğunu takip etmek, sevginin yalnızca yüzeyidir. İnsan, alışkanlıklarından ibaret değildir; asıl varlığı kırılgan anlarında ortaya çıkar. Sevgi ise tam orada başlar: İnsan kendini anlatmak zorunda kalmadığında.
Modern çağ ilişkileri, bilgiyi yakınlıkla karıştırır. Saat kaçta uyuduğunu bilmek kolaydır; fakat neden uykusuz kaldığını anlayabilmek derinlik ister. Aynı anları paylaşmak, aynı duyguları paylaşmak değildir. Ortak fotoğraflar biriktirmek mümkündür; fakat ortak bir anlam kurabilmek nadirdir. Çünkü gerçek bağ, birlikte konuşabilmekten çok birlikte susabilme huzurunda doğar.
Sevgi, değiştirmeye çalışmadan eşlik edebilmektir. Haklı çıkmaktan vazgeçip bağı korumayı seçmektir. İki insanın, birbirinin yalnızlığını çoğaltmadan yanında durabilmesidir. Belki de sevgi, iki ayrı hayatın birbirine yük olmadan yuva olabilmesiydi.
Sevgi Yük Değil, Ödüldür
Sevgi, insanın omzuna bırakılmış bir sorumluluk değil, ruhuna verilmiş bir armağandır. Ne var ki insanlar, çoğu zaman sevgiyi yaşamak yerine taşımaya çalışır. Beklentiler büyüdükçe sevgi ağırlaşır; anlamlar çoğaldıkça doğallık kaybolur. Ve sevgi, fark edilmeden bir yük hâline dönüşür.
Oysa dostluk, arkadaşlık, aile bağları, ebeveynlik ve ikili ilişkiler, insanın hayatına ağırlık katmak için değil, yol arkadaşlığı etmek için vardır. İnsan ilişkileri, birbirini tamamlamak yerine birbirinden eksiksizlik beklediğinde yorulur. Sevgi rol dağıtmaz; alan açar. Sahiplenmez; eşlik eder.
Konuşurken incitmekten korkmak değil, incitmemeye özen göstermek sevginin olgun hâlidir. Küçük meseleleri büyütmemek, haklı olmaktan çok kalıcı olmayı seçmektir. Çünkü sevgi büyüdükçe tartışmalar küçülür; ego geri çekildikçe bağ güçlenir.
Kıskanmak yerine takdir edebilmek, sevginin en zarif biçimidir. Bir insanın varlığıyla gurur duyabilmek, onu sınırlandırmadan yanında kalabilmek… İşte sevgi tam da burada hafifler. Büyük sözlerden çok küçük dokunuşlarda yaşar: Zamansız bir hâl hatırı sormakta, sessiz bir destek anında, içten söylenen sade bir “iyi ki varsın” cümlesinde.
Sevgi yük değildir. İnsan, sevildiği yerde yorulmaz, dinlenir. Çünkü gerçek sevgi, hayatı ağırlaştırmaz; insanın taşıdığı yükleri paylaşarak onu hafifletir.
Ve belki bütün tanımların ötesinde sevgi; zorunluluk değil, her gün yeniden fark edilen bir ödüldür.


















