Güneş ve Zaman, günün yorgunluğunu çıkarmak için kendi köşelerine çekilmiş, yine güzel bir sohbete dalmışlardı. Vakit akşama yaklaşıyordu. Bu saatlerde hava bozmuş, bulutlar kararmıştı. Birazdan şiddetli bir fırtına çıkacağa benziyordu.
Hava karardıkça Güneş biraz daha geriye çekildi. Zaman için hava olayları pek fark etmiyordu. O, yerinde kalıp fırtınanın peşinden neler getireceğini merak etmeye başladı.
O esnada denizin dalgaları köpürüp başladı. Bir balıkçı kayığının üzerinde bir adam, dalgalarla yoğun bir mücadele hâlindeydi. Dalgalar kayığı beşik gibi sallıyor, adanın Kıyıya kürek çekmesini engelliyordu. Adam ayakta durmakta bile zorlanıyordu. Kayığın içine korkudan sinmiş, bir kedi gibi sinmişti.
O sırada daha büyük bir tekne onu gördü. O tarafa dümen kırdı.
Adam onları görünce doğrulup eli ile yardım çağrısı yaptı. Büyük kayık durumu anlamış, onun yanına yanaşmıştı.
Önce kayığa bir halat atıp onu iyice tekneye çektiler. Kayığı halatla tekneye bağlayıp adamı da yukarıya çektiler. Adam titriyordu. Islanmıştı. Üzerine battaniye verip onu içeriye taşıdılar.
Zaman bu güzel manzaraya şahit olmuştu. Deftere, yardımlaşma ve dayanışmanın insanların aralarındaki ilişkiyi kuvvetlendirdiğini not aldı. Sonra dostu Güneşi bulmak için bulutların arkasına doğru yol aldı…
Zaman, hep yaptığı gibi bu sabah da bütün canlılardan önce uyanıp eline iyilik defterini aldı. Şimdi, gün içinde kimin ne iyilik yaptığını yazma vaktiydi. Ama o istiyordu ki insanlar hep iyi şeyler yapsın, defterine iyi şeyler not etsin.
Dostu Güneş de çoktan uyanmış, saçlarını taramış, dünya yüzeyine salıvermişti.
Bir çocuk fırından iki ekmek almış, eve doğru gidiyordu. Belli ki kahvaltıda ekmek alma işi yine evin en küçüğüne düşmüştü; zaten bu yaştakilerin en önemli görevlerinden biri de eve ekmek almaktı.
Çocuk uykulu gözlerle evine giderken peşine minik bir köpek takılmaz mı? Sevimli de bir şeydi hani. Siyah beyaz tüyleri, siyah düğme gibi burnu, boncuk boncuk gözleri vardı.
Köpek çocuğun peşine öyle takılmıştı ki onları görenler, kesinlikle bu köpeğin bu çocuğa ait olduğunu düşünürdü.
Çocuk arada bir durup arkasına bakıyor, köpek de ona masum masum bakıyordu. Köpek havlamadığı için çocuk korkup kaçmıyordu da.
Çocuk, neden sonra elindeki ekmeklere bakarak hayvanın aç olduğunu anladı. Ekmekten bir parça koparıp köpeğin önüne koydu. Köpek, sevinçle ekmeğe daldı ve çocuğun peşini bırakarak ekmeğini yemeye koyuldu…
Çocuk eve geldiğinde, yolda yaşadıklarını ailesine heyecanla anlattı.
Babası, “Aferin oğlum! Yeryüzünde hangi canlı olursa olsun senden yardım isterse, hele hele o canlının karnı açsa, asla arkanı dönüp gitme!” dedi.
Böylelikle Zaman’ın iyilik defterine güzel bir iyilik hikâyesi daha eklendi.


















