Ocak ayı geldiğinde insanlar garip bir telaşa kapılıyor. Takvim değişiyor ama sanki ruh da aynı hızla değişmek zorundaymış gibi bir beklenti oluşuyor. Danışmanlık odasında bu ayın cümleleri neredeyse ezber: “Bu yıl farklı olmak istiyorum”, “Artık değişmeliyim”, “Yeni bir ben istiyorum.” Oysa kimse şunu sormuyor: “Ben gerçekten hazır mıyım?” Çünkü insan, hazır olmadığı bir değişimi yalnızca erteleyebilir; gerçekleştiremez.
Yılın ilk ayı, birçok kişi için umut kadar baskı da taşır. Sosyal medya hedef listeleriyle dolar, herkes bir şeylere “yeniden” başlamış görünür. Daha disiplinli, daha üretken, daha mutlu… Ama psikolojik gerçeklik çoğu zaman bunun tersini söyler. Ocak ayı, ruhsal olarak en kırılgan dönemlerden biridir. Çünkü insan, bir yandan geçmiş yılın yorgunluğunu taşırken diğer yandan kendinden yeni bir performans bekler. Bu iki hal arasındaki gerilim, içsel bir huzursuzluk meydana getirir. Değişmek isteyen ama hâlâ yorulmuş olan bir zihin için bu oldukça ağır bir yüktür.
Psikolojik danışman olarak en sık karşılaştığım yanılgılardan biri şudur: İnsanlar değişimi bir karar meselesi sanır. Oysa değişim, çoğu zaman bir yas süreci gerektirir. Eski alışkanlıklara, eski savunmalara, hatta eski hatalara veda etmek kolay değildir. Kişi, bugüne kadar onu ayakta tutan şeyleri bırakırken doğal olarak direnç yaşar. Bu direnç “tembellik” değil, ruhun kendini koruma çabasıdır. Ocak ayında kendini başarısız hisseden birçok insan aslında değişemediği için değil, değişimin psikolojik maliyetini fark etmediği için zorlanır.
Bir başka önemli nokta da şudur: Her yeni yıl, herkese aynı şeyi vaat etmez. Bazı insanlar için Ocak ayı yeni başlangıçlar değil, geçmişle yüzleşme zamanıdır. Bastırılmış duygular, ertelenmiş kararlar, kapanmamış defterler… Yıl değiştiğinde bunlar da ortadan kaybolmaz. Aksine, sessizlikte daha görünür hâle gelir. Bu yüzden bazı insanlar yeni yılın ilk günlerinde sebepsiz bir hüzün yaşar. Bu bir zayıflık değil; ruhun konuşma biçimidir. “Beni bu yıl da görmezden gelme” diyen bir iç sestir aslında.
Belki de Ocak ayına yüklediğimiz anlamı yeniden düşünmek gerekiyor. Yeni bir insan olmaya çalışmak yerine, aynı insanla daha dürüst bir ilişki kurmak çok daha gerçekçi bir başlangıç olabilir. Her şeyi düzeltme iddiası yerine, bir şeyi fark etmeyi hedeflemek… Daha sabırlı olmak yerine, neden sabırsız olduğumuzu anlamaya çalışmak… Psikolojik olarak en sağlıklı başlangıçlar, iddialı değil; temas içeren başlangıçlardır.
Yılın ilk ayında kendimize şu soruyu sormak yeterlidir belki de: “Bu yıl kendimden neyi saklamayacağım?” Bu soru, yapılacaklar listelerinden çok daha dönüştürücüdür. Çünkü insan, kendine karşı dürüst olmaya başladığında değişim zaten başlamıştır. Ocak ayı bir mucize vaat etmeyebilir; ama doğru bakıldığında, insanın kendine biraz daha yaklaşması için güçlü bir eşik sunar.
Ve bazen en gerçek başlangıç şudur:
Yeni bir yıl değil, kendinle daha gerçek bir temas.


















