Dünyada teknoloji devi olarak bilinen ülkeler vardır. Bütün ülkelerin ilerisine geçmenin de ötesinde, artık farklı evrenlerde yaşıyor gibiyiz onlarla.
Hızlı gelişen teknoloji çağında her icatta ağzımız açık kalmakta ve her an yenisi eklenmekte.
En büyük şoku, filmde izlediğim bir robot arının gerçekte de var olduğunu görmemde yaşamış olabilirim. Biz daha hayalini kuramazken, birileri çalışmış, yapmış demekle yetiniyoruz.
Gelişmekte olan ülkeler veya gelişmemiş ülkeler, hem imkânsızlıktan hem de elindeki zenginlikleri değerlendiremediğinden olsa gerek, ileriye gidemiyor teknolojide. Onun yerine birbirini yemekle meşgul bir topluluk çıkıyor ortaya. Kimsenin yeni bir buluş bulmaya da vakti yok bu arada, böyle topluluklarda.
Mühendislikte çığır açılabilecek bir dönemde, hiçbir eksiği olmayan toplumların geri kalmışlığı kendi tercihleri olsa gerek artık.
Değişen dünyada ileri değil de sürekli geçmişi konuşarak geri giden toplumlar söz konusu bir yerde de. Takılan bant kaydı gibi, sürekli başa sarılıyor.
Dünyanın bir kısmı gelişiyor ve ilerliyor, bir kısmı da hâlâ yerinde sayıyor ya da geriliyor. Elbette ki politik nedenleri de vardır, sosyo-ekonomik nedenlerin arkasına da saklanabiliriz. Bize kimse dur demez bu konuda ama hem toplumsal olarak hem de bireysel olarak düşünmek gerekmez mi bu konuyu?
Bütün icatlar ihtiyaçtan doğar. Haberleşmeye ve anında ulaşmaya ihtiyaç duymuşuz ki iletişimin altın çağlarındayız; telepati bulunsa daha iyi gerçi ama onun için de gelişmiş bir zihin gerekli. Daha telefonları tuşlayamayan nesilden bahsederken zor.
Makinalara gerek duymuşuz, işlerimizi kolaylaştırmak için ya da fazla efor sarf etmemek için ki yapmışız. İnsanlık tarihine bir dönüm noktası meydana getirilmiş. İlkellikten milenyuma geçilmiş gibi hisseden yoksa, bizden değildir.
Bu kadar ihtiyacın olduğu ve yapılabilecek o kadar çok şeyin var olduğu dünyada, sadece doğup, yaşayıp, ölmek de bizim ayıbımız.
Kısaca, yerinde sayanlar topluluğuna hoş geldiniz!
















