Yem fabrikasının üzerinde yaşayan kuşların hikayesini iyi bilirim. Seçilmiş kuşlardır onlar, nasipli kuşlardır, birlik kuşlardır… Kalbimin göğünde uçmuşlukları çoktur hatta! Kuşların dilini merak edip dururken, yem fabrikasının kıyısında bir güvercin kafilesinin arasına karışmış bir martıya rastladım bir gün… Baktım ki sadece bir gün değil, her gün güvercinlerle uçuyor, onlarla çatılara konuyor, onlarla yemek yiyor. Besbelli kendini güvercin zannediyor. Oysa ilk bakışta anlaşılıyor farklılığı; ilk bakışta göze çarpıyor sesi, rengi, ebatı, başkalığı… Yani güvercin kafilesine ait olmadığı!
Bu benzerlikten hareketle önce kendime, sonra kalbime dönüyorum. Bazen kendimi güvercin kafilesindeki martı gibi hissettiğim çok zaman oluyor. Anlıyorum ki yerine düşememek ve yalnızlık sadece kuşlarda olmuyor. Kalbim çoğu zaman güvercin kafilesindeki o martı gibi; uyum sağlamaya çalışırken esasında bambaşka hissediyor. Yerine düşmek de bir nasip meselesi bu yüzden; kendin gibi olan kalplerle hemhal olmak da öyle…
O martı kendini bir süre sonra güvercin sansa da hâlâ martı; yani kapasitesi güvercinlerden çok farklı… Martılar, kim ne derse desin, mavi denizleri arzuluyor; yem fabrikası bile onları mutlu etmeye yetmiyor. Yani mesele karın tokluğunun da çok daha ötesinde…
Kendi kapasitemizin farkına varmak için ve sürü psikolojisinden ayrılmak için ne muazzam bir örnek yem fabrikasının üzerinde yaşayan güvercin kafilesindeki martı! Martı olduğumuzu kendimize hatırlatmamız gereken ne çok yer var. Güvercinler kötü diye demiyorum. Bir martı, güvercin kafilesine ait olmadığı için böyle söylüyorum. Kendimizi fark ettiğimiz an bilelim ki mavi denizlere uçma vakti gelmiştir. Hatta yemler çok tatlı olsa ve uçma cesaretini kendimizde bulamasak bile! Kanat çırpmalıyızdır artık en mavi denizlere…
Bulunduğumuz yeri değiştirmezsek, ömrümüzce mevcut bulunduğumuz kapasiteden çok daha aşağılarda bir yerlerde karın tokluğuna razı oluruz. Kendi potansiyelimizi unutur, bir süre sonra konfor alanımızın müptelası oluruz. Sürüdekiler gibi düşünür, sürüdekiler gibi yaşarız; yani sürü psikolojisinin esiri oluruz. Ama potansiyelimizi fark edip konfor alanımızdan çıkıp kafesimizin kilidini kırdığımız an dünya değişir. Sadece bizim dünyamız değil, evet, koca dünya değişir. Değişim, bir martı olmanın ta kendisidir.



















