Gilbert Yasası der ki:
“Bir sorumluluk aldıysan, yolu bulmak da senin sorumluluğundur.”
Bu cümleyle ilk karşılaştığında içinde bir direnç oluşabilir. “Her şey zaten bu kadar zorken bir de sorumluluk mu?” diye düşünebilirsin. Çünkü hayat çoğu zaman planladığımız gibi ilerlemiyor. İçine doğduğumuz aileyi, maruz kaldığımız imkânları, karşımıza çıkan krizleri biz seçmiyoruz. Bazen hiç hazır olmadığımız bir yükün altında buluyoruz kendimizi. Ve bu yükü taşımayı istememek çok insani bir tepki. Ama psikolojik olgunluk tam da burada başlıyor.
Yetişkinlik, her şeyin sorumluluğunu almak demek değil. Hayatta olan bitenin tamamı bize ait değil. Fakat verdiğimiz cevap bize ait. Yaşadığımız olay değil belki; ama o olaydan sonra nasıl konumlandığımız bizim alanımız.
Terapi odasında sık gördüğüm bir yer var: “Bu benim suçum değil” ile “Peki şimdi ne yapacağım?” arasındaki ince çizgi. İlk cümle çoğu zaman doğru. Gerçekten de birçok şey bizim kontrolümüz dışında gelişiyor. Ama ikinci cümle iyileşmenin başladığı yer. Çünkü insan, kontrol edemediği şeyler üzerinde oyalanmaya devam ettiğinde donuyor; kontrol edebildiği küçük alanlara yöneldiğinde ise hareket başlıyor.
Sorumluluk almak çoğu zaman ağırdır. Özellikle de uzun süre edilgen kalmış biri için. Pasif konum, ilk bakışta daha güvenlidir. “Şartlar böyle”, “Onlar yüzünden”, “Zaten elimden bir şey gelmez” demek kısa vadede rahatlatır. Ama uzun vadede insanın kendi gücünü unutturur. Oysa sorumluluk almak, kendini suçlamak değildir. Bu çok önemli bir ayrım. Sorumluluk; “Bu durumun tamamı benim hatam” demek değildir. “Bu noktadan sonra nasıl ilerleyeceğim benim seçimim” demektir. Bu bakış açısı suçluluk değil, özne olma hissi üretir.
Yolu bulmak her zaman net bir plan yapmak anlamına da gelmez. Bazen sadece küçük bir adım atmak demektir. Bir konuşmayı ertelememek, bir sınırı koymak, bir yardım istemek, bir alışkanlığı değiştirmeye niyet etmek… Yolu aramak, mükemmel haritaya sahip olmak değildir; pusulayı eline almaktır. Ve şunu da kabul etmek gerekir: Sorumluluk almak korkutucudur. Çünkü mazeret alanını daraltır. Artık “yapamıyorum” dediğinde, gerçekten denedin mi sorusu ortaya çıkar. Bu yüzleşme kolay değildir. Ama aynı zamanda insanın kendine saygısının güçlendiği yerdir. Çünkü kendi hayatında etkisi olduğunu fark eden kişi, içten içe daha sağlam hisseder.
Hayat bazen gerçekten zorlayıcı, adil olmayan ve beklenmedik olabilir. Travmalar, kayıplar, hayal kırıklıkları… Bunları romantize edemeyiz. Fakat insanın psikolojik dayanıklılığı tam da bu soruda şekillenir: “Bu yaşananlardan sonra ben kim olmak istiyorum?” Yolu aramaya başladığın an, pasif bir figür olmaktan çıkarsın. Olayların sürüklediği biri değil, yön seçen biri olursun. Bu yön bazen yavaş, bazen sendeleyerek ilerler. Ama yine de senin seçimin olur.
Belki de Gilbert Yasası’nın asıl vurgusu şudur: Hayatın tamamı bizim kontrolümüzde değil; ama hayatla kurduğumuz ilişki büyük ölçüde bizim seçimimizdir. Ve insan, seçim yapabildiğini fark ettiğinde güçlenir. Sorumluluk ağır olabilir. Ama aynı zamanda özgürleştiricidir. Çünkü o noktada artık sadece başına gelenleri yaşayan biri değil, kendi yolunu inşa eden birine dönüşürsün.



















