Bazen bir haber gelir; sadece bir insanın ölümünü değil, bir toplumun kaybettiği değerleri de anlatır.
Geçtiğimiz günlerde genç bir öğretmen, Fatma Nur Çelik, görev yaptığı okulda kendi öğrencisinin saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Bir öğretmen… Bir eğitimci… Bir hayat ışığı… Okul dediğimiz yerde, yani güvenli olması gereken bir yerde, aramızdan koparıldı.
Bu haber bana sadece bir acıyı değil, bir soruyu hatırlattı:
Biz nerede yanlış yaptık?
Bir zamanlar okullar farklıydı. Koridorlarda koşan çocuklar, bahçede yankılanan kahkahalar, teneffüs zilini bekleyen öğrenciler vardı. Ve öğretmen sınıfa girdiğinde herkes ayağa kalkardı. Bu sadece bir kural değildi. Bu, bir saygının göstergesiydi. Çünkü öğretmen sadece ders anlatan biri değildi. Bir yol gösterici, bir rehber, bazen bir anne, bazen bir baba gibi görülürdü.
Bugün ise okulların duvarlarında garip bir sessizlik var. Çocukların sesi var ama saygının sesi azaldı. Bir öğretmenin öğrencisi tarafından öldürüldüğü bir ülkede mesele sadece bir cinayet değildir. Bu, eğitimdeki kırılmanın acı bir göstergesidir.
Fatma Nur öğretmen belki bugün aramızda değil. Ama onun ardından sormamız gereken soru çok büyük:
Okullar bilgi yuvası mı olacak, yoksa korku yuvası mı?
Çünkü öğretmen korkarak derse giriyorsa, o toplum geleceğini kaybetmeye başlamış demektir.
Ben eskiyi özlüyorum. Öğretmenin sözünün değer olduğu günleri… Öğrencinin öğretmenine saygıyla baktığı günleri… Okulların gerçekten eğitim yuvası olduğu günleri…
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam burasıdır. Çünkü bir toplum öğretmenini kaybederse, aslında geleceğini kaybeder.
















