Kendini sevmek ile kendine tapınmak arasındaki fark çoğu zaman alkışın sesinde gizlidir. Bu deneme, narsizmin gürültüsünden uzaklaşıp özgüvenin sessiz ve kalıcı gücünü fark etmeye davet eder.
Hepimizin içinde hiç büyümeyen, her yaptığı resimden sonra “Anne bak!” diye bağıran o çocuk yaşıyor. Görülmek, onaylanmak ve “buradayım” demek en temel ihtiyacımız. Ancak bazen bu masum ihtiyaç, farkında olmadan bizi bir onay bağımlısına dönüştürebilir.
Bir an durup düşünelim: Bir ortamda tüm gözler üzerimizde olmadığında kendimizi biraz “eksik” hissediyor muyuz? Ya da bir arkadaşımızın başarısını kutlarken içimizde bir yerlerde o ince, sızılı rekabet hissi uyanıyor mu?
Kırılan Şey Gurur mu, Yoksa Bir İmaj mı?
Bir eleştiri aldığımızda içimizde yükselen o ani öfkeyi tanıyor musun? O an savunmaya geçtiğimiz şey aslında gerçeğin kendisi değil, dışarıya özenle inşa ettiğimiz “kusursuz benlik” kalesidir. Oysa kale ne kadar yüksekse, düşme korkusu da o kadar büyük olur.
Kendi hayatımdan bir örnek vereyim: Gençlik yıllarımda bir şey öğrendiğimde ona tek gerçekmiş gibi tutunur, hırsla savunurdum. Bilginin dokunulmaz olduğuna inanırdım. Hatta ilk görev yerimde kısa sürede ‘Arif’ (!) lakabıyla anılmaya başlamıştım; yani her şeyi bilen, hata yapmayan o kişi…
Bir gün bir arkadaşım, yüzünde muzip bir gülümsemeyle odama girdi: ‘Yanlışını buldum!’ dedi. O an, o eski sert kalemin duvarları sarsıldı ama yıkılmadı. Ona sadece şunu dedim: ‘Hayvanlar hata yapmaz, insanlar yapar. Benim insan olduğumu pekiştirdiniz.’”
Narsistik duygular bir kibir gösterisi değil, aslında derin bir kırılganlığın maskesidir. Kendine tapınmak, aslında kendi gerçekliğinden kaçıp, başkalarının gözündeki o parıltılı yansımaya sığınmaktır. Ama bu yansıma, dışarıdan gelen tek bir taşla tuzla buz olur.
Gerçek özgüven, bağırmaya ihtiyaç duymaz. O, varlığını ispatlamak için bir sahneye ya da birinin hatasını bulup onu küçültmeye ihtiyaç duymaz.
- Özgüven, bir odadan içeri girdiğinde herkesin sana bakmasını beklemek değil; kimse bakmasa da orada olduğundan emin olmaktır.
- Özgüven, “Ben her şeyi bilirim” demek değil; “Bunu bilmiyorum, bana anlatır mısın?” diyebilecek kadar içsel bir rahatlığa sahip olmaktır.
Kendinle Bir Ateşkes İmzalamak
Dönüşüm, kendimizi “narsist” diye etiketleyip suçlamakla başlamaz. Dönüşüm, şu soruyu dürüstçe sormakla başlar: “Ben şu an bu davranışı gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa sadece alkış toplamak için mi?”
Bir iyiliği kimse bilmediğinde de aynı keyifle yapabiliyorsak, bir tartışmada haklı çıkmak yerine anlamayı seçebiliyorsak, zincirlerimizi kırmaya başlamışız demektir. Kusursuz görünmeye çalışmak yerine, kendimiz olma cesaretini gösterebiliriz. Çünkü dünya, parlamak için başkalarını söndürenlere değil; kendi ışığıyla barışık olup çevresini de ısıtanlara ihtiyaç duyuyor.
















