Sevgili okuyucular, bugün bedenimizin sesine kulak tıkamanın başımıza açacağı sorunlardan bahsetmek istedim. Modern hayatta zihin gücüyle çalışanların bir süre sonra bedenle bağlantıları kopma noktasına geliyor. Şirketlerde, ofis ortamlarında, rekabetçi hayat koşullarının içinde çalışmanın büyük zorlukları var. Bunların başında insanın bedenini ihmal etmesi, hatta unutması geliyor.
Kendimizi hayatın akışına öyle kaptırıyoruz ki kulağımız bedenimize sağır hale geliyor. Biz olmasak iş yerinde işler bitmeyecek, eksik kalacak zannediyoruz. Vahşi kapitalizmin dijitalleşme ile birleşmesi sonucu hız ve haz odaklı yaşamaya alıştık; kendimizi hayatın merkezine yerleştirdik. Kaygılarımızın odak noktasında her şeye yetişmek, bir şeyleri kaçırmamak yer almaya başladı. Modern iş hayatı bize hep daha fazla kazanmayı, daha fazla verimli olmayı aşıladığı için zihnimizi aşırı zorlar hale geldik. Kişisel gelişimin alıp başını gittiği bir çağda, becerilerimizi artırmaya, donanımlarımızı zenginleştirmeye çalışıyoruz. Küresel salgın döneminden sonra yaygınlaşan çevrim içi eğitim ve kurslar sayesinde sertifikalar peşinde koşuyoruz. Çoğu zaman bu sertifikaların bize ne kazandıracağını bilmiyoruz.
Aile içinde zihnimizi daha çok kazanma, yatırım yapma yollarına yöneltiyor; çocuklarımızın geleceği için ek gelir kapılarını düşünmeye zorluyoruz. Günlük yaşamımızın büyük bir bölümünde zihnimizin hesapları içinde kaybolmakla geçiyor. Hal böyle olunca sürekli endişe ve kaybetme korkularıyla yaşıyoruz. İşin en kötüsü, her sorunun üstesinden zihnimizle gelebileceğimizi, çare bulabileceğimizi zannediyoruz. Yaşadığımız konfor alanını genişletmek, olmuyorsa kaybetmemek için aşırı düşünmekten uykusuz kalıyoruz. Bir yandan dijitalleşmenin katkısıyla aşırı uyaranlara maruz kalırken, dikkatimizi odaklama süresi gün geçtikçe kısaldı. Aynı zamanda çoklu görevlerle uğraşmanın revaçta olmasıyla bir kerede birden fazla iş yapmanın sonucunda neredeyse herkeste dikkat eksikliği de başladı. Aile içinde ya da dostlarla birlikteyken bile bir gözümüz sosyal medyada olunca, dikkatimizi muhatabımıza, sevdiklerimize veremeyecek hale geldik.
‘Ben olmasam her şey çöker’ bencilliğiyle kalıplaşmış bir biçimde yaşayıp giderken günün birinde hasta oluyoruz. Doktora, hastanelere gidip bir sürü tahliller yaptırıyoruz, görüntüleme cihazlarından geçiyor; bunların sonucunda ilaç tedavisi ya da ameliyat oluyoruz. Tüm bunların dışında yoğun stres, hüzün, endişe ve hayal kırıklıklarıyla terapistlerin kapısını aşındırıyoruz. Hayatın koşuşturması içinde biraz geri çekilip, bunların başımıza niye geldiğini düşünemiyoruz. Biraz oturup düşünsek, en çok bedenimizi ihmal ettiğimizin farkına varabilirdik. Ancak kendimizden başka her şeyle ilgili olduğumuzdan, dikkatimizi dışarıya yönelttiğimizden bedenimizin sinyallerini duyamıyoruz. Zihnimiz yorulmaya başlayınca, bedenimiz sinyaller verir. Bazen tansiyonumuz oynar, hemen endişeye kapılıp tansiyon aletiyle ölçümler yapar ve kendimize teşhis koyarız. Bazen kendimizi aşırı yemeye veririz ya da iştahımız azalır. Baş dönmeleri, nefes açlığı, çarpıntılar, gece terlemeleri gibi belirtiler yaşayabiliriz. Tüm bunlar bedenin bize verdiği küçük uyarılardır. Ancak bunlara duyarsız kalırsak, tükenmişliğin pençesine düşer ve ciddi rahatsızlıklara yakalanabiliriz.
Çözüm, bizi sürekli bir şeylerin peşinden koşmaya ve daha çok kazanmaya zorlayan sahte bir sisteme karşı yavaşlamakla başlar. Yavaşlamaya başlarsak, bedenimizi ne kadar yorduğumuzun, ona gereğinden fazla yük yüklediğimizin farkına varır; bize nelerin iyi geldiğini keşfetmeye başlarız. Yürümek iyi geliyorsa, doğada, şehrin içinde, tarihi yerlerde, çarşıda pazarda, hiçbir şey düşünmeden yürüyerek bile bedenimizin dilini öğrenebilir, onu rahatlatabiliriz. Zihin bizi dünyanın merkezine koyduğu için bedenimizin sesini duyamıyor ve aradaki bağlantıyı kaybediyoruz. Hızlı çalışan bir zihni yavaşlatmanın yolunun hizmet etmekten geçiyor. Önce ailemizden, dostlarımızdan başlayarak tüm insanlara faydalı işler yapmaya gayret edelim. En basitinden eşimizin, dostumuzun derdini dinlemek bile hizmettir. Can kulağıyla dinlersek, dikkatimizi kendimizden uzaklaştırıp yavaşlatabiliriz. Ağır sporlara yönelip kendimizi zorlamaya gerek yok. Açık havada yürüyüş ve nefes egzersizleri bile zihnimizi yavaşlatmaya ve bedenimizin uyarılarının farkına varmayı sağlar. Evimizi derleyip toparlamak, ofisimizi temizlemek, yemek yapmak, sevdiğimiz bir hobi edinmek, enstrüman çalmak, bir dil öğrenmek… Tüm bunlar zihnimizin bedenimize ayak uydurmasını kolaylaştırır. Böylece zihnimizin ritmini, bedenimizin ritmiyle uyumlu hale getirir; zihnimizin bedenimizin önünde gitmesini engelleriz.
















