Dünyaya ilk geldiğimiz andan itibaren yaşam cümleniz başlar. Siz o cümlenin her zaman öznesi konumundasınız. Ta ki yüklem cümleyi bitirene kadar…
Önce öğrenme içgüdüsü, merak… Sonra ihtiyaçlar… Hayaller, kayıplar, beklentiler, yanılmalar… 18 yaşına kadar ebeveyn kontrollü bir yaşam. 18 yaşından sonra dikilen ekine göre şekillenecek bir hayat… Kazanmak ya da kaybetmek arasında o ince çizgi… Tercihler…
Yaşam cümlesi paragraflarla doludur. Satır başları yeni başlangıçları temsil eder. Yeni hedefleri, belki de yeni hayalleri… Oysa o klişe cümle her zaman yerli yerindedir. “Hayat, hayallerinizi yakalayacağınız kadar uzun değildir.”
Hayat cümlesinin devrik oluşu, olumlu ya da olumsuz oluşu o cümlenin öznesine bağlıdır. O cümlede yükleme soru sorulmaz; her sorunun cevabı öznededir. İşte burada hem can alıcı nokta ortaya çıkmakta. Aslında her insan kendi romanını yazmakta…
Doğduğumuz andan itibaren, yazacağımız romanın akıbetini belirleyen en önemli unsur tercihlerdir. Doğru ya da yanlış tercihler. Bazı tercihlerin telafisi olsa da bazılarının yoktur. O yüzden hayat cümlesinde tümleçlerin çok büyük önemi vardır. Yerin, mekânın ve zamanın… Her yaşın, bir tercih algoritması vardır. İlkokul tercihi, arkadaş tercihi, kişilik tercihi, ortaokul tercihi, lise tercihi, üniversite tercihi, iş tercihi, eş tercihi…
Her tercihin ardından başka bir kelime eklenir yaşam cümlemize. Kimi kelimeler cümleyi güzelleştirir, kimileri anlamını değiştirir. Bazen tek bir kelime bütün paragrafın yönünü değiştirir. Tıpkı hayatımızda verdiğimiz tek bir kararın, yıllar sonra dönüp baktığımızda bütün yolculuğumuzu değiştirdiğini fark etmemiz gibi…
Bazı insanlar cümlesinin noktasını erken koyar. Bazıları ise virgüllerle devam eder. Kimi zaman bir soru işareti düşer hayatımızın ortasına. Cevabını bulabilmek için yıllarca düşünürüz. Bazen de ünlem işareti gibi bir olay girer hayatımıza; bizi sarsar, şaşırtır, değiştirir.
Fakat hayatın en güzel tarafı şudur: Cümlenin devam edip etmemesi, çoğu zaman yaşadığımız yere değil, ayağa kalkıp yeniden yürümeyi seçmemize bağlıdır. Çünkü insan bazen kaybettiği yerde değil, vazgeçtiği yerde gerçekten yenilir.
Attığımız her adım bizi bir yere götürür. Kimi adımlar hedefimize, kimi adımlar yanılgılarımıza… Ama yürümek devam ettiği sürece cümlenin sonuna gelmiş sayılmayız.
Belki de bu yüzden bazı insanların hayatı uzun, bazı insanlarınki kısa değildir. Bazılarının cümlesi daha çok kelime taşır, bazılarınınki daha az… Önemli olan kaç kelime yazdığımız değil, o kelimelerin arasında kendimizi ne kadar bulabildiğimizdir.
Ve insan, hayatının bir yerinde mutlaka dönüp geriye bakar. Nereden geldiğini, neleri kaybettiğini, hangi tercihlerle bugün bulunduğu noktaya ulaştığını düşünür. İşte o an anlar ki hayat, yalnızca önümüzde uzanan bir yol değildir. Arkada bıraktığımız her adımın da taşıdığı bir anlam vardır.
Belki bazı cümleleri silmek isteriz. Bazı paragrafları hiç yazılmamış kabul etmek… Fakat hayatın geri dönüş tuşu yoktur. Silmek yerine yeni bir satır açmayı öğreniriz.
Çünkü başladığın yerde değilsen, attığın her adım kıymetlidir.
Ve belki de hayat cümlesinin en güzel yanı tam olarak budur:
Son kelimeyi henüz yazmamış olmamız…
















