8 Mart Dünya Kadınlar gününde yayımlanacak yazım için özel bir konu düşünürken gündeme bomba gibi düşen savaş haberi hepimizi derinden etkiledi. Özellikle İran’da çocukların okuduğu okula bomba atılması yüreklerimizi dağladı. Olay, mekan ve zaman farklı olsa da konu dönüp dolaşıp kız çocuklarını buldu. Ne kadar acı…
Ardından bir okulda yaşanan cinayet haberiyle sarsıldık. Genç bir öğretmenimiz öğrencisinin kurbanı oldu. Söyleyecek çok şey var…
O öğretmen kadın değil de erkek olsaydı o çocuk aynı cesareti gösterebilir miydi, bilmiyorum. Ya da konunun bir öğretmenle mi ilgisi var yoksa toplumun bozulmasıyla mı ilgisi var, onu da bilemiyorum. Ama bir gün bir öğretmeni, başka bir gün bir doktoru, başka bir gün genç bir kızı konuşuyoruz. Sonra boşanma arifesindeki bir kadını. Bazen bir annenin katledilişini. Yorulduk artık. Çözüm üretemiyoruz, ama bahanemiz çok. Akli melekeleri yerinde değildi, öfkeliydi, yasaklı madde etkisi altındaydı gibi sonuca etki etmeyen sayısız gerekçelerimiz var. Ancak fatura kadına kesiliyor, bir kadın daha tanıdığı biri tarafından kurban ediliyor.
Cahiliye devrinden itibaren değişmeyen tek şey kadınların yazgısı. Kadının iyi niyeti, zaafları, hassasiyeti ve acizliği, daha güçlü kişiler tarafından çocuk yaştan itibaren sömürülmeye başlıyor. Modern zamanda kadının çektiği eziyetin şekli değişiyor sadece. Fiziksel şiddet söz konusu olmasa da duygusal baskı ve manipülatif davranışlar kadını içten içe çürütüyor. Psikolojide buna bir ad koymuşlar. Narsist diyorlar kadının üzerinde hüküm sürmeye çalışanlara. ‘Kötü’, ‘kişisel gelişimini tamamlamamış’, ‘şımarık’ deseler daha doğru olmaz mı?
İki cins olarak yaratılmışız, ama özümüz insandır. Bence kadına ‘Kadın’ demeyi bırakıp ‘İnsan’ demeyi öğrendiğimizde taşlar yerine oturur.
Önümüzdeki yıl Dünya Kadınlar Günü kutlandığında yine aynı şeyleri konuşmamak ve ‘Bir kadın daha…’ diye başlayan haberleri duymamak dileğiyle.
















