Mübarek günlerin içinden hızlıca geçiyoruz. Menzilde on bir ayın sultanı bekliyor bizleri. Hayat telaşesiyle karışıyor Ramazan heyecanı.
Evlerimizi, iç dünyalarımızı bu mübarek aya hazırlamaya çalışırken yaşam türlü yüzlerini bize göstermeye devam ediyor. Mübarek ayların manevi atmosferi herkese aynı ölçüde sirayet etmiyor malesef. Yüreğimiz dayanmadığı için görmekten, duymaktan kaçındığımız olaylara şahit olmaya devam ediyoruz.
Gencecik yaşında kendi canına kıyanlar, eşlerinin hayatını karartanlar, daha ilk gençliğinde hunharca katledilen çocuklar… Ahmet Minguizi gibi Atlas yavrumuz da katledildi malesef.
Bizim bu acı olayları yakından takip etmiyor olmamız, malum durumların yaşanmadığı anlamına gelmiyor. Bir yerlerde yitip giden hayatlar, kayıp giden yıldızlar var.
Bu cinnet ve bu öfke haline çeşitli argümanlarla kılıflar uydurabiliriz ve hatta bunlarım bir kısmı da doğru olabilir bile. Mesela ekonomik sıkıntılar, ergenlik döneminin kaçınılmaz gerçekleri gibi bir çok sebep sayılabilir.
Mesela daha dün karnesinde zayıf olan bir delikanlı kendini pencereden atmış. Bundan çalışkan bir öğrenci olmadığı sonucu çıkarabiliriz ama asıl sonuç, bu çocuğun derslerinin kötü olmasından hoşnut olmadığı ve bunu kendisine dert ettiğidir.
Yani Z kuşağı dediğimiz bu gençler umursamaz değil, sadece kendilerini doğru biçimde ifade ermenin bir yolunu bulamıyorlar.
Atlasın vefatına neden olan gençleri savunmayacağım ancak onlar da aslında kayan yıldızlar değil mi? Onları bu duruma getiren her ne ise bulunup onarmaya gidilmezse Ahmet ve Atlas gibi nice gençlerimizi korumamız mümkün olur mu?
Olumsuz örnek örnek değildir derler fakat yine de örneklendireceğim. Yine sosyal medyada tanık olduğum hadise de 14 yaşlarında bir çocuk, gencecik annesiyle yolda yürürken anne duruyor, telefonun sabitliyor ve ekran karşısında dans etmeye başlıyor. Delikanlı bu durumdan rahatsız ve annesini uyarıyor.
Bu görüntüleri izleyince çok utandım. Evet, tek hissettiğim şey büyük bir utançtı. Annelik adına, anneler adına utandım.
Tabi ki kadın anne olunca da bireysel özgürlüğü hala kendi tasarrufunda olur… Yine de ben utandım.
Büyümeyen yetişkinleri düşündüm. İçlerinde kalmış belli ki dikkat çekerek (görülme arzusuyla) varlığını ispat çabasına giriyor. Üzüldüm… Çocuk adına üzüldüm. Anne adına üzüldüm.
Sonra düşündüm. Büyümenin korkunç gerçeğini fark etmeden az önce büyümeyi iple çeken çocuklardır aslında. O anneyi kınamaya doğru hamle yapmışken zaman zaman yaşımı kabullenemediğim geldi aklıma.
İnsan… Ne kadar da hataya açık. Ne kadar da delice cesur!
Yani demek istiyorum ki; kötülüğün tek bir sebebi yok. Bazen ebeveyn hatası da olabilir, çevresel faktörler de olabilir, doğuştan (patolojik) de olabilir.
Kendi canına kıymanın altında yatan sebepler de çok çeşitli olabilir ancak kanaatimce intiharın en önemli nedeni doğru ve güçlü bir amaca bağlı olmamaktır.
Anne babaların sorumlu tutularak günah keçisi ilan edilmesi sorunları çözdü mü? Aksine, ebeveyne karşı öfke ve hınç doldu bir çok insan.
Doğduğumuz ev kaderimiz midir? Hayır! Doğduğumuz evin kaderimiz olup olmayacağı bizim irademize bağlıdır! Döngüyü kırmaya niyet etmek ve dönüşümden korkmamak gerekir.
Ve…
Yukarıda bahsettiğim acı olayları nasıl engelleyebiliriz?
Bu yazı burada bitmedi. Devam edecek…
Sağlıcakla kalın.
















